Bak şu Atom'un Yaptıklarına...

atom

Nükleer enerji konusu, özellikle Türkiye için şu günlerde oldukça önemli. Fukuşima kazasının ardından birçok ülke, var olan reaktörlerini kapatma kararı alıyor ya da planlanan yatırımları durduruyor. Türkiye ise Rusya ile yaptığı anlaşma gereği Akkuyu’da nükleer santral kurma girişimlerini hızla sürdürmeye devam ediyor. İkibin50 Dergisi olarak nükleer enerji konusunu, özellikle son dönemde Türkiye’de yaşanan gelişmeler sonrasında masaya yatırmak istedik.

Türkiye’de 1970’ten beri üç kez nükleer santral kurma girişiminde bulunuldu ancak hiçbiri başarılı olmadı. 2010 yılının Mayıs ayında, Rusya Federasyonu ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri arasında imzalanan anlaşma ise bu sefer konunun bir sonuca bağlanacağını gösteriyor. Anlaşma gereği 2013 yılında nükleer santralin yapımına başlanacak. Her biri 1200 MW güce sahip 4 adet VVER ünitesinden oluşan nükleer santralin kurulumunu ise Rusya Atom Enerjisi Kuruluşu Rosatom üstlenecek.

Konu nükleer enerji olunca kuşkusuz yazacak çok şey var. Yararları, zararları, politik – stratejik tartışmaları, maliyeti, güvenlik tartışmaları ve en önemlisi de çevreye olan etkileri derken konu başlıkları sıralanıp gidiyor. Her konu başlığına tek bir sayıda yer vermek yerine hem konuyu gündemde tutmak hem de doğru aktarılmasını sağlamak adına birkaç sayıda yer vermenin doğru olacağını düşündük. İlk sayımızda nükleer enerjinin tarihsel süreç içerisinde gelişimine ve yarattığı izlenime yer veriyoruz. Ancak öncesinde kısa da olsa nükleer enerjinin ne olduğuna bakmakta fayda var.

NÜKLEER ENERJİ

Nükleer Santral Atom çekirdeklerinin parçalanması sonucunda büyük bir enerji açığa çıkar. Ağır atom çekirdeklerinin nötronlarla bombardımanı sonucunda bu çekirdeklerin parçalanması sağlanabilir; bu tepkimeye "fisyon" adı verilir. Her bir parçalanma tepkimesi sonucunda açığa fisyon ürünleri, enerji ve 2-3 adet de nötron çıkar.

Uygun şekilde tasarlanan bir sistemde tepkime sonucu açığa çıkan nötronlar da kullanılarak parçalanma tepkimesinin sürekliliği sağlanabilir (zincirleme tepkime). Bunun haricinde hafif atom çekirdeklerinin birleşme tepkimeleri de büyük bir enerjinin açığa çıkmasına sebep olur. Bu birleşme tepkimesine "füzyon" adı verilir. Bu tepkimenin sağlanabilmesi için atom çekirdeğinde bulunan artı yüklerin birbirini itmesinden kaynaklanan kuvvetin yenilmesi gereklidir. Bu nedenle çok yüksek sıcaklığa çıkılan sistemler kullanılmaktadır. Çok yüksek sıcaklıkta yüksek enerjiye ulaşan atom çekirdeklerinin çarpışması ile füzyon tepkimesi sağlanabilir. Fisyon ve füzyon tepkimeleri ile elde edilen enerjiye "çekirdek enerjisi" veya "nükleer enerji" adı verilir.

Nükleer reaktörler ise nükleer enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren sistemlerdir. Temel olarak fisyon sonucu açığa çıkan nükleer enerji nükleer yakıt ve diğer malzemeler içerisinde ısı enerjisine dönüşür. Bu ısı enerjisi bir soğutucu vasıtasıyla çekilerek bazı sistemlerde doğrudan bazı sistemlerde ise ısı enerjisini başka bir taşıyıcı ortama aktararak türbin sisteminde kinetik enerjiye ve daha sonra da jeneratör sisteminde elektrik enerjisine dönüştürülür.

Nükleer Enerji

KİM NE DİYOR?

Tüm bu bilgiler, nükleer enerji konusunda tarihsel süreç içerisinde özellikle sağlık ve güvenlik açısından yaşananları özetliyor. Günümüz yaygın basın yayın organları da konuyu genelde maliyet, güvenlik ve az da olsa çevresel boyutuyla gündemde tutuyor. Bu noktada özellikle Sivil Toplum Kuruluşları, konun farklı boyutlarını gündeme getirmeye ve toplumu bilinçlendirmeye çalışıyor. STK’ların en çok odaklandıkları nokta ise başta nükleer enerjinin güvenlik açısından hala yetersizliğini koruduğu, çevreye ölçülemeyecek nitelikte tehlike vereceği ve yenilenebilir enerjinin yanında daha da pahalı olan bir enerji üretim türü olduğu.

Greenpeace, nükleer karşıtı STK’lardan ilki olarak çıkıyor karşımıza. Nükleer enerjinin tarihini, kısmi erimelerden radyoaktif sızıntılara, atık sorunundan, uranyum madenciliğinin kirli yüzüne nükleer endüstrinin yalanlarından oluşan bir tarih olarak ifade ediyor. Enerji sorununun çözümü için ise yenilenebilir temiz enerji kaynaklarına yönelinmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Nükleer santrallerin, günümüze kadarki süreçte güvenilir olmadığını ispatladığını savunan Greenpeace, ayrıca enerji sorunun çözümü noktasında nükleer enerjinin de yetersiz olduğunu savunuyor. Özellikle medyada yer alan nükleer yatırımların artışını ifade eden haberleri yalanlayan Greenpeace, son dönemde nükleer yatırımların hızla azaldığını, hatta birçok ülkenin var olan nükleer reaktörlerini kapatmaya doğru gittiğini savunuyor.

Ancak bazı kuruluşlar, nükleer enerji konusunda toplumun yanlış bilgilendirildiğini, aksine nükleer enerjinin diğer birçok seçenekten daha güvenli ve doğru olduğunu savunuyor. Bu topluluklardan bir tanesi Nükte – Nükleer Enerji Bilgi Platformu. Ocak 2006 yılında fizik mühendisleri önderliğinde kurulan platform, nükleer konusu ile ilgili bilimsel gerçekleri doğru bir şekilde yansıtmaya çalıştıklarını iddia ediyor. Nükleer enerji konusunda birçok konunun halka yanlış aktarıldığına dikkat çeken platform üyeleri, kurmuş oldukları site aracılığı ile bilimsel bilgileri paylaşmaya çalıştıklarını belirtiyor. “Nükleer enerjide nasıl aldatıldık”, “Nükleer ambargo”, “Çernobil gerçeği”, “Nükleer santral efsaneleri” gibi dikkat çekici başlıkları içeriyor.

Devletin enerji yatırımları ile ilgili resmi kurumu olan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı resmi sitesinde yer alan açıklama ise: “Fosil yakıtlı, özellikle de kömür yakıtlı santrallerin, çevre etkisi nükleer santrallerle kıyaslanamayacak ölçüde olumsuzdur. Nükleer santraller, çevre etkisi bakımından tercih edilmesi gereken bir seçenektir. Normal işletme koşulları altında çalışan nükleer reaktörlerin, dışarıya verebilecekleri en fazla radyoaktivite, normal doğal radyasyon seviyesinin %0,1-1'i ile sınırlandırılmış olup pratikteki durum ise bu sınırların da altındadır. Elektrik üretiminin sürekliliği yönünden, nükleer santraller, termik ve hidrolik santrallere göre daha güvenli ve emre amadedir. Dünya genelinde yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yaygınlaştırılmasına yönelik gelişmelerin yanı sıra, nükleer enerji yatırımlarına yönelik projeler küresel ölçekte ivme kazanmaya başlamıştır” ifadeleri yer alıyor.

Bu kurum ve kuruluşların yanı sıra Nükleer Karşıtı Platform, Karadeniz İsyandadır Platformu, Küresel Eylem Grubu gibi birçok STK nükleere karşı çıkmalarına rağmen Akkuyu’da son hız süren hazırlıklar oldukça endişe veriyor.

Yaşanacak olanları elbette zaman gösterecek. Tarihten ders almak mı? Yoksa tarihi yok saymak mı doğru? Bu güne kadar yaşanılanlar, günümüz karar vericilerini ne denli etkileyeceğini elbette ki zaman gösterecek. Ancak günümüzde yaşanan süreçler, endişe içinde olan birçok kesimin tedirginliğini anlaşılır kılıyor.

Nükleer Enerji Kronolijisi

Yorum yaz...