Çarşıya Alışverişe Giderken, Evdeki Sağlıktan Olmayın...

Tekstil firmaları her geçen gün sürdürülebilirliğe yönelik adımlar atıyor.  Tekstil üretiminde organik ham madde kullanımı artarken, zararlı kimyasalların insan sağlığına yönelik etkileri göze çarpıyor. İstanbul Teknik Üniversitesi Tekstil Mühendisliği Tekstil Teknolojileri ve Tasarım Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Gülay Özcan’ın hazırladığı “Tekstildeki Tehlikeli Kimyasallar ve İnsan Sağlığına Etkileri” başlıklı araştırma, hayatımızın vazgeçilmezi tekstil ürünlerinin, hem insan sağlığını hem de çevreyi nasıl tehdit ettiğini gözler önüne sermekte.

TEMİZ ÜRETİM
Tekstilde kullanılan kimyasalların bir kısmı, üretim, kullanım ve atık esnasında insana ve doğal çevreye zarar veriyor. Tekstil üretiminde ortaya çıkan çevresel kirlenmenin sebep olduğu iklim değişikliği, alerji ve kanser tipi hastalıkların çeşitlenmesi, üreme problemlerinin artması ve mutajenik belirtiler, bilinçli toplumları alarma geçiriyor. Global kirlenmeye karşı uluslararası kesin bir yasal düzenlemenin getirilmeye çalışılması, sanayi faaliyetlerinin yaşama ve ekolojik dengeye duyarlı olarak değiştirilmesi ise bu konuya yönelik alınması gereken acil önlemler arasında yer alıyor.

ÇEVRESEL DÜZENLEMELER

Endüstriyel kimyasalların insan sağlığına ve çevreye verdiği zararlar üzerine yapılan araştırmalar, 1960’lı yıllardan itibaren hız kazanmaya başlamıştır. Ancak kimyasal maddeler ve metal kullanımı ile gelişen hastalıkların araştırılması yaklaşık 200 yıllık bir geçmişe sahiptir. 1930’lu yıllarda yapılan araştırmalarda büyük ilerlemeler sağlayan bilim insanları, geliştirdikleri analitik cihaz ve yöntemlerle, maruz kalınan madde miktarı ile gelişen hastalık arasında ilişki kurmaya başlamıştır. 

Çalışmalar, insan ve hayvan denekler üzerinde sürdürülmüş, maruz kalma sınırları (TLV) belirlenerek listelenmiştir. Amerika, Avrupa ülkeleri ve Japonya gibi ülkeler uzun süre bu listeleri kullanmış olsa da, daha sonra birçok ülke kendi kriterlerini oluşturmuştur.

1968’den sonra Almanya TLV listelerini kullanmayıp, kimyasalların sağlık üzerine etkilerini belirleyecek özel bilimsel araştırmalar yaptırarak MAK’ı (Maximale Arbeitsplatz-Konsantration) yani kendi kimyasal listelerini oluşturmuştur. 

MAK özellikle kanserojenik maddelerin sınıflandırmasını göstermektedir. Zararlı aminler MAK III A1 (insanlarda kanserojen), MAK III A2 (hayvan araştırmalarına göre kanserojen) aminlere parçalanan boyarmaddelere göre sınıflandırılmaktadır.

Çevresel düzenlemeler aslında 1970’li yıllarda sanayileşmenin artması ile ortaya çıkan çevre sorunlarının insan sağlığını ciddi boyutlarda rahatsız etmesiyle başlamıştır. 1990’lı yıllarda doğanın korunmasına yönelik çevre hareketlerinin tekstil endüstrisini de etkilemesiyle “ekotekstil” kavramı gündeme gelmiştir.

Bu yıllarda, öncelikle Avrupa Birliği ülkelerinde gelişen ekotekstil  bilinci tüm dünya gündeminde yer almaya başlamış ve ekolojik tekstillerin kullanıcılar tarafından tercih edilme oranı artmıştır. Bu süreçte 1994 yılında Avusturya Tekstil Enstitüsü, Hohenstein Araştırma Enstitüsü ile birleşerek “International Association for Research and Testing in the Field of Textile Ecology (ECO-TEX)” i kurmuştur. Avrupa ve diğer ülkelerde bu gelişmelerin ardından birçok ekotekstil standardı oluşturmuşlardır ve bu standartların arasında en çok kabul göreni ise ‘Eko-Tex Standart 100’ dür.

EKO-ETİKET
Avrupa Birliği’nin 2002 yılında bildirilen komisyon kararında, tekstil ürünlerine verilecek eko-etiket ile ilgili kriterler belirlenmiştir. Bu sayede tekstil ürününde kullanılan elyafa ait kriterler, proses ve kullanılan kimyasallara ait kriterler ve ürünün kullanım özelliklerine ait kriterler olmak üzere gruplandırılarak; üretim ekolojisi, insan ekolojisi ve atık ekolojisi göz önüne alınarak çevreye ve insana zarar vermeyecek kullanım şartlarının oluşturulması sağlanmıştır. 

Elyafa yönelik kriterler; tüm doğal ve sentetik liflerin üretimi sırasında kullanılan, yapısında bulunmaması gereken ya da belli sınırlarda bulunmasına müsaade edilen kimyasalların sınırları ile bu liflerin geri dönüşüm sırasında ihtiyaç duyacakları biyolojik ya da kimyasal oksijen miktarı sınırlarını belirlemek için oluşturulan kriterleri kapsamaktadır.

Proses ve Kullanılan Kimyasallara ait kriterler ise; elyaf, iplik hazırlık ve eğrime işlemi sırasında kullanılan yardımcı kimyasallar, renk gidericiler (ağır metal tuzları ya da formaldehit), ağırlaştırıcılar (Serium Bileşikleri), kompleks oluşturucular (EDTA, DTPA, vb.) deterjanlar, yumuşatıcılar ve bunların yapısında bulunan kimyasalların bazılarının hiç kullanılmaması ya da belli sınırlar altında olduğunun standart testler ile kanıtlanmış olmasını kapsamaktadır.

Bu gelişmeler sonucunda krom mordan boyarmaddelerin kullanımı kesinlikle yasaklanırken, metal kompleks boyarmaddelerden atık suya geçecek metal iyonu miktarı belli değerleri aşmamak üzere sınırlandırılmıştır.

TEKSTİL KİMYASALLARININ İNSAN SAĞLIĞI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Alman cilt kliniklerinde yapılan araştırmalar, alerjik reaksiyonların %2‟sinin tekstil kaynaklı olduğunu göstermektedir. Özellikle dispers boyarmaddeler kimyasal liflerden ayrılarak kontakt alerjiye neden olmaktadır. Ayrıca azo boyarmaddelerde bulunabilen p-fenilendiamin de alerjik reaksiyonlara sebep olduğu bilinmektedir. Kariyer maddeleri ise kullanılan miktarın %2,7’si oranında tekstil malzemesi üzerinde kalmaktadır.

Tekstillerdeki ağır metal iyonlar ter yoluyla vücuda geçebilmektedir. Bu sebeple ter ve tükürük haslık değerlerinin yüksek olmasına dikkat edilmesi ve EKO-TEX standart değerlerine uyulması gerekmektedir. Haslık, mamullerin üretim veya kullanım sırasında karşılaştıkları etkenlere karşı gösterdikleri direnç olarak tanımlanmaktadır.

Almanya Tüketiciyi Koruma ve Veterinerlik Enstitüsü’nün  (BGVV) yaptığı bir araştırmada ise, suda çözünen direk boyarmaddelerin ten ile temasında madde transferine sebebiyet verdiklerini ortaya çıkmıştır. Başka bir araştırmada ise; azo (renk vermek, dış etkilerden korumak için eşyanın üzerine sürülen veya içine katılan renkli madde) parçalanmasında bağırsak bakterilerinin oluşumu ve karaciğer enzimlerinin değişimimde payının büyük olduğu ortaya çıkmıştır.

Kanserojenik etki gösteren bu maddeler özellikle DNA’yı etkileyerek mutasyona sebep olmakta ve gelecek nesillerde genetik bozuklukların meydana gelmesine neden olmaktadır.

Farklı amaçlara yönelik kullanım imkanı ile birçok tekstil ve ayakkabı ürününde bulunması muhtemel olan ftalatların (tekstil ürünlerinin esnekliklerinin arttırılması için kullanılıyor) ise, yapılan toksikolojik araştırmalarında, östrojen hormon seviyesini değiştirdiği kanıtlanmış, kanserojenik etkisi de söz konusu olan bu madde için sınırlama getirilmiştir. Düzenlemeler gereğince ftalatlarin bebek ve çocuk giyim ürünlerinde, oyuncaklarda bulunmasına müsaade edilen üst değer %0.1 olarak sınırlandırılmıştır. 

SORUMLULUK SAHİBİ BİR TEKSTİL SEKTÖRÜ İÇİN...
Gerek Avrupa Birliği tarafından gerekse Amerika ve Japonya’da yasaklanan tehlikeli kimyasallar, insan ve diğer canlıların sağlığına zarar verdiği bilimsel olarak kanıtlandıkları için yasaklanmıştır. Veriler açıkça göstermektedir ki,  hayatımızın vazgeçilmezi tekstil ürünleri, üretim aşamasında kullanılan kimyasallar nedeniyle sağlığımızı tehdit etmektedir. Organik ve ekolojik malzemeler kullanarak üretim yapan ve tüm bunların yanında tekstil üretim işçilerinin sağlığını da düşünerek sorumluluk sahibi bir tekstil sektörünün oluşması ve eko etiket kullanımın bu sektörde yaygınlaşması hayati önem taşımaktadır.

Yorum yaz...