İleri Seviye Permakültür Çalıştayı Bayramiç'te yapıldı

Didem Çivici

Didem Çivici, Permakültür Tasarımcısı ve Sürdürülebilirlik Danışmanı

Gün geçtikçe çıkar noktasının kalmadığını, önlenemez tüketimin tekeline düşen doğanın ve yaşamı olanaksızlaştıran sistemlerin bizleri kucakladığını ele aldığımızda karşı karşıya kaldığımız umutsuzluk hissiyatı çok yeni bir duygu değil maalesef.

Bilim insanlarının önerileri, çevreci aktivistlerin naraları arasına karışarak yok olup giderken, geriye son günlerde tartışılan bir yaklaşımın altını çizmekten başka bir seçenek kalmıyor: PERMAKÜLTÜR.

İngilizce ‘permanent’ (kalıcı) ve ‘agriculture’ (tarım) kelimelerinin birleşiminden oluşan Permakültür’ün diğer bir tanımı da "sürdürülebilir yerleşimler tasarlamak". Permakültür’ü bir felsefe olarak da ele alabilir ve ilkelerini yaklaşık 40 sene önce oluşturan Bill Mollison’ın bir deyişiyle özetleyebiliriz:

"Permakültür sadece yeni bir bahçıvanlık yöntemi değil, Dünya gezegeni üzerinde yaşamanın sürdürülebilir yoludur."

İşte bizler de, permakültüre gönül verenler olarak Mayıs ayında Bayramiç Yeniköy’de düzenlenen İleri Seviye Permakültür Çalıştayı’ndaydık. Hocalarımız Penny Livingstone-Stark ve Mustafa Fatih Bakır, asistanlar ise Andrew Zionts, Emel Kızılcık, Timuçin Liraç ve David Arribas Cuberro idi.

Şükranlarımızı dile getirerek başladık haftaya…

“Adım Dîdem, dostlarım için şükran duyuyorum.”

Penny Hoca’nın dediği gibi, ‘…topluluklar, ilişkiler ve dostluklar, bu oluşumlardan alacağımız en büyük hediyeler.’

“Bizler toprağı besleriz, toprak bitkiyi besler; bitkiyi biz beslemeyiz.”

Tüm hafta boyunca üzerinde durduğumuz en önemli konulardan biriydi toprak. Hindistan örneğinden yola çıkarak bir harita çizdik: Hindistan’ın 1960’lara kadar 1-1.5 metreye varan üst toprağını nasıl kaybettiğini konuştuk, ve şu anda bu rakamın 2.5 cm’ye kadar düşmüş olduğu gerçeğini.

“Üst topraklarını harcayan uygarlıklar kendilerini harcarlar.”Bu ne demek oluyor?

Toprakta bulunan organik maddelerin yok edilmesi, humusun ortadan kalkması anlamına geliyor. Humus tabakası, besin maddelerince zengindir ve yetiştirmek istediğimiz ürünler için gerekli besinleri ihtiva eder. Hindistan konusuna dönersek, bir zamanlar öncü pirinç üreticisi olan bu ülke dahi üst toprağını kaybetmesinin sonucunda an itibariyle pirinç ithal etmektedir.

Ormanlar, otlaklar ve su havzalarında oluşan toprağın göz kırpmadan yok edilmesi ile karşı karşıya olduğumuzu bir kere daha hatırlarken, permakültürcüler, hatta en başta bu gezegende yaşayan canlılar olarak toprak oluşturmanın birincil görevlerimizden olduğunun altını çiziyoruz hep birlikte.

“Green Revolution (!)”çözüm müydü?

Green Revolution

1940’larda başlayan ve 1970’lere kadar devam eden, ‘toprağı ehlileştirmek için’ kullanılması ön görülen teknoloji yapılaşmasının yaygın hale getirme çabaları ile tüm dünyada uygulatılmaya çalışınan “Yeşil Devrim” idealleri pek de iç açıcı sonuçlar doğurmadı ne yazık ki. Bunun çok net ve çok basit bir sağlaması var: Kıtlık.

İlerleme ve uygarlaşma adına üreticileri teknolojiye ve zirai ilaçlara bağımlı hâle getiren uygulamalar silsilesi, günümüz tarımının içerdiği sorunlara ışık tutamadığı gibi, toprak kayıplarını ve besin değerlerindeki hızlı düşüşleri de destekler hale geldi. Zira işlenen, havalandırılan toprağın “ölü toprak” olduğu göz ardı edildi. Bunlar yetmediği gibi aşırı ilaçlama ve monokültür (tek tür ekim) de yaygın hale getirildi ve üreticiler bunun en sağlıklı çözümler olduğuna iknâ edildi. Bu “devrim” bioçeşitliliği bırakmadığı gibi, fazla ilaç kullanımı nedeni ile canlıların sağlığını da tehdit etmeye başladı.

Amaç, sağlıklı toprak oluşturmak. Toprak sağlıklı olduğu ölçüde olası hastalıklardan uzak kalıyor. Bitki ise sağlıklı topraktan beslendiği ve sağlıklı olduğu sürece zararlılar ve hastalıklar bitkilere yanaşmıyor. Böylece böcek ilaçlamalarına ve zirai her türlü ilaca olan ihtiyaç azalıyor.

Ohio Eyalet Üniversitesi’nde toprak fiziği profesörü olan Rattan Lal diyor ki: Toplamda %8.5 işlenebilir toprağımız mevcuttur. Bu alanın humus miktarı %1.6 arttırılırsa atmosferdeki CO2 miktarı “Endüstri Öncesi” miktarına çekilebilir!

Çözüm, toprağın iyileştirilmesinin yanında başka konulara da dikat çekmekten geliyor:

Tüketimin son safhasında olduğu bu yüzyılda en çok konuşulan, özellikle de vejetaryenler tarafınca da dikkat çekilen bir husus da hayvan eti. Yetiştirilen büyükbaş hayvanların CO2 salınımına büyük ölçüde katkıda bulundukları su götürmez bir gerçek. Penny Livingstone-Stark’ın bu konuda yaptığı yorum da dikkat çekiciydi: Hayvanların sindirim sistemleri tahıl (yem) tüketimine uygun tasarlanmamıştır, aksi halde hastalanır ve gaz çıkarmaya meğilli olurlar.

“Su kıtlığı sorunumuz yok, bizim suyu depolama kıtlığı sorunumuz var!”

Bir yandan susuzluk sorununun olmadığını tartışırken, diğer yandan da nasıl depolamamız gerektiği ve arıtma sistemleri üzerine kafa yorduk. Yeniköy’ün mevcut mutfak suyu gideri için gri su arıtma sistemi kuruldu, misafirhanenin banyo suyu giderleri de aynı sisteme bağlandı, böylece üzerinde çalıştığımız konuları bire bir uygulama fırsatı bulmuş olduk.

Kısacası, permakültür konusu uçsuz bucaksız bir umman; içerisine girdikçe yaşamın kendisini buluyor, onunla bir sarmal haline gelerek devinip duruyorsunuz. Küresel ısınma, kıtlık, susuzluk ve daha pek çok sorunla nasıl baş ederiz sorusunu soranlara cevap hazır:

“Uyan ve faydalı bir tür olabileceğinin farkına var!”

Yorum yaz...