​İklim için Tarım, Tarım için İklim!

Dünyanın pek çok ülkesinden ve Türkiye’den 60’a yakın oturumun gerçekleştirileceği İklim Forumu, 12-13 Kasım’da Boğaziçi Üniversitesi’nde. Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği de 12 Kasım’da “Tohumdan Sofraya Gıda-İklim İlişkisi”(*) başlığıyla bir oturum düzenliyor.

“Küresel iklim değişikliği”, günümüzde neredeyse tüm coğrafyalarda beklenenin üstünde bir hızla gerçekleşiyor. Bütün insanlığın her gün, her an farklı oranlarda katkı verdiği bu süreç ancak aynı güçte ve etkide davranış değişiklikleri ile durdurulabilir. Çözüm için düşünülebilecek seçeneklerin bir çoğu bizleri aynı noktaya getirecek; ekonomik koşullara mı, yoksa doğal yaşamın kurallarına göre mi uygun davranacağız? Sorgulamadan tüketmeye ve daha çok tüketmek için daha çok üretmeye devam edersek kendimizi ve doğayı yok etme noktasına varmamız kaçınılmaz. Ancak doğanın gerçek bilimine, resmin bütününe bakarak hareket etmeye başlarsak işin yönü değişebilir.

İklim değişikliği soframızda

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre, gıdanın üretim, işleme, paketleme ve nakliyesi sera gazlarının üçte birinden fazlasına neden oluyor. Yapılan çalışmalar asıl sorunun, gıdanın nakliye mesafesinden çok üretim aşamalarından kaynaklandığını gösteriyor. Verilen rakam ise çarpıcı: Gıdanın üretimi aşamasında salınan zararlı gazlar, gıdanın yaşam döngüsünün yarattığı sera gazları toplamının yüzde 80’ini oluşturuyor.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği olarak, Kasım ayı sonunda Paris’te başlayacak İklim Zirvesi öncesinde gıda politikaları ile iklim değişikliği arasındaki ilişkilere dikkat çekmek ve iklim değişikliklerinin yarattığı sorunlara çözüm önerilerimizi paylaşmak istiyoruz.

* Yerel üretimin ve yerel ürün alışverişinin desteklenmesi, yerelde üretilen gıdaya yine yerelden ulaşabilmek, sera gazı salımlarını azalttığı gibi gıda ve besin güvenilirliği, yeterli miktar ve erişilebilirlik istikrarı da sağlıyor.

* Endüstriyel tarım yerine ekolojik tarım, biyodinamik tarım, permakültür tasarımı ve bütüncül mera yönetimi gibi uygulamalar, küresel sera gazları emisyonunun yarıdan fazlasını azaltabilir. Bunun için; organik maddeyi toprak içinde tutabilmek, metan gazı salımına neden olan fabrika çiftliklerinde (entegre üretim) yapılan et üretimi yoğunluğunu düşürmek, merkezi sistemler yerine yerel pazarları ve taze gıdayı destekleyen ağlar oluşturmak, suni gübreden vazgeçmek, fosil yakıt kullanımını artıran büyük ölçekli işletmeler yerine aile işletmelerini desteklemek, tarla kazanımı için alan temizleme ve orman kesimlerinin durdurulması gibi önlemler önerilebilir.

* Rodale Enstitüsü'nün 30 yıllık uygulamalı ve karşılaştırmalı araştırmasına göre bilimsel biçimde yapılan ekolojik tarımda, konvansiyonel tarıma göre yüzde 45 daha az enerji kullanılıyor. Sera gazı salımlarının önemli nedenlerinden biri olan kömürlü termik santrallerin elektrik üretimi düşünüldüğünde, ekolojik tarım uygulamaları, sera gazı salımlarında ciddi bir azalma anlamına geliyor.

* Tarım, dünyada su kullanımının yüzde 70’ten fazlasından sorumlu. Türkiye’nin toplam su ayak izinin yüzde 89’unu tarım sektörü oluşturuyor.

Yer örtücü bitkilerle geniş yapraklı bitkilerin ekimi ve malçlama gibi, toprakta suyu uzun süre tutmayı sağlayan veya çok su istemeyen çeşitlerin (ki bunlar genellikle yerel çeşitler) ekimi gibi önlemler de iklim değişikliğinin başlıca sonuçlarından olan kuraklığa uyumda etkili oluyor. Toprağın su tutma kapasitesini artırıcı önlemler sonucunda ekolojik tarım yapılan bir arazinin suyu süzme kapasitesi, endüstriyel yoğun tarım yapılan bir araziden yüzde 15 ile yüzde 20 daha fazla. Bu uygulamaların desteklenmesiyle birlikte yağmur suyunun depolanması, damla sulama gibi etkin sulama sistemleri de kuraklığın yıkıcı etkilerini azaltabilir.

* İklim değişikliğinin etkilerini azaltmanın yollarından biri de toprak karbon yutaklarını genişletmek. Toprak sürmesiz tarım, karbon yutakların genişletilmesi için bir yöntem olabilir. Ekolojik tarım yöntemlerinin sonuçlarından biri de, karbon açısından zengin topraklar oluşturmak. Fazla miktarda gübre ve ilaç kullanımına son veren, salım miktarında önemli düşüş sağlayan ekim nöbeti, karışık ekim, yeşil gübreler, kompost kullanımı, yerel tohum kullanımı, daha az toprak sürme gibi yöntemler de desteklenebilir.

Ne yersek O’yuz

Bireysel olarak tüketimlerimizi ve alışkanlıklarımızı sorgulamanın zamanı çoktan geldi. Artık neyi, ne zaman, ne miktarda yediğimiz düşündüğünüzden çok daha önemli. Bu sorulara verdiğimiz yanıtla, iklim değişikliğine sunduğumuz katkı arasında bir bağ var. Doğa dostu, ekolojik, kısa mesefalerden tedarik edilen, paketlenmemiş ya da az paketlenmiş, sebze ve meyveleri mevsiminde tüketerek iklim üzerindeki baskıyı azaltabiliriz. İklim değişikliğini durdurmak ve değişikliklere uyum sağlamak için ekolojik dönüşüm yolunda atılacak küçük ya da büyük her bir adım, gezegendeki yaşamın devamlılığına katkı yapacak.

* Tohumdan Sofraya Gıda İklim İlişkisi

Tarih: 12 Kasım Perşembe 11.00-12.30
Yer: Boğaziçi Üniversitesi Garanti Kültür Merkezi
Ulaşım için: Boğaziçi Üniversitesi'ne ulaşım için buraya bakabilirsiniz.

Konuşmacılar:

Prof.Dr. Tayfun Özkaya (Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi)
Ahmet Atalık (Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı)
Durukan Dudu (Anadolu Meraları)
Moderatör: Bora Kabatepe (Buğday Derneği)

Yorum yaz...