Tek Dünya 9 Milyar İnsan

Birleşmiş milletler tahminlerine göre, 2050 yılına kadar küresel nüfusun 6.9 milyardan 9 milyara çıkması bekleniyor, bu artışın yüzde 98'inin gelişmekte olan dünyada gerçekleşeceği öngörülüyor. Öngörü küresel kentsel nüfusun iki katına çıkacağı yönünde...

İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı OECD’nin Mart ayında yayınladığı 2050 tahmin raporununa göre küresel politikalar değişmezse dünyayı karanlık bir tablo bekliyor. Raporda küresel su ihtiyacının yüzde 55 artacağı belirtilirken 2050'de dünya nüfusunun yüzde 40’ının su sıkıntısı çekeceği vurgulanıyor.

Rapora göre, 2050'de iklim değişikliği, biyoçeşitlilik, sağlık, su kaynakları gibi alanlarda, insanları aşılması neredeyse imkânsız sorunlar bekliyor olacak. 2050 yılında dünya nüfusunun 9 milyarı aşması hesaplanırken, artan enerji ihtayacı vurgulanıyor. Sera etkisi yaratan gazların atmosfere yayılması sonucunda ise ortalama sıcaklıkların üç ile altı derece yükseleceği öngörülüyor.

2050'DE DÜNYA NÜFUSUYLA İLGİLİ ÇARPICI SAYILAR...

2050 yılında, Dünyanın kalabalık ülkeleri sıralamasında devrim niteliğinde bir değişim yaşanacak. Dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin, 2050 yılında bayrağı Hindistan’a devredecek. Sert bir nüfus politikası uygulayan Çin’in nüfusunun 2050 yılına gelindiğinde 1 milyar 295 milyon olacağı, Hindistan’ın ise 1 milyar 692 milyon nüfus ile Dünyanın en kalabalık ülkesi ünvanını alacağı öngörülüyor. Rapora göre bu iki ülkeyi 403 milyon nüfus ile ABD takip edecek.

Nüfus verileri, dünyanın azalan bir oranda da olsa hala hızla kalabalıklaştığını gösteriyor. Günümüzde, yüzde 1.33’lük artış hızıyla yılda 78 milyon insan dünya nüfusuna eklenirken, artış hızı 2050 yılında 0.34’e düşecek. 

20’inci yüzyılın sonunda nüfusu 100 milyondan fazla olan ülke sayısı 10 iken, 2050 yılında aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 8 ülke daha 100 milyon sınırını aşacak. Günümüzde nüfusu yüz milyonu aşan Çin, Hindistan, ABD, Rusya, Pakistan, Endonezya, Brezilya, Bangladeş, Nijerya ve Japonya’ya 2050 yılında Etiyopya, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Meksika, Filipinler, Vietnam, İran, Mısır ve Türkiye eklenecek. 

2050 yılındaki nüfus öngörülerinde yer alan başka bir çarpıcı durum ise az gelişmiş ülkelerde yaşayacak nüfusla, gelişmiş ülkelerdeki nüfus farkı. Gelişmiş ülkelerde 1 milyar 155 milyon insanın yaşayacağı 2050 yılında, geri kalmış ülkelerde ise 7 milyar 754 milyon insan yaşamını sürdürecek. 2050 yılında, özellikle yaşam standartlarının yüksek olduğu yerlerde ömür uzarken, yaşlı insan sayısında da belirgin bir artış gözlenecek. 1998 yılında 66 milyon olan 80 yaş üstü insan sayısı, 2050 yılında 370 milyona yükselecek. 21. yüzyılın ortasında 2.2 milyon yüz yaşın üzerinde insan yaşayacak.

2050'YE DOĞRU VEJETARYEN BESLENME...

2050 yılında dünya nüfusunun 9 milyara ulaşacağını dikkate alan Stockholm Uluslararası Su Enstitüsü (SIWI) tarafından hazırlanan bir başka rapora göre ise; 2050 yılında korkunç boyutlara varacak bir gıda ve su kıtlığı ile karşı karşıya kalmamak için önümüzdeki 40 sene içinde dünya nüfusunun tamamen vejetaryen beslenmeye yönelmesi gerekiyor. 

Günümüzde 7 milyar insan protein ihtiyacının yüzde 20’sini hayvansal gıdalardan sağlıyor. Raporda bu oranın yüzde 5'e düşmesi gerektiğine yer veriliyor. Raporun editörlerinden Malik Falkenmark Guardian'a yaptığı açıklamada, "Bu şekilde beslenmeye devam edersek, 2050 yılında 9 milyara ulaşacak olan dünya nüfusunun beslenmesi için gerekli olan gıdayı üretecek yeterli su kalmayacak." diyor. Hayvansal gıdaların toplam beslenme içindeki payı yüzde 5'e düşürüldüğünde ise sorun çözülmüş olacak ve su sıkıntısı yaşamayacağız.

Vejetaryen beslenme modelini uygulamak ise, bilim insanları tarafından küresel ısınmanın hızlandığı bir dünyada su kaynaklarını korumak açısından önemli bir seçenek olarak değerlendiriliyor.

Hayvansal protein açısından zengin olan gıdalar, vejetaryen bir diyete kıyasla 10 kat daha fazla su tüketimine yol açıyor. Hatta FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü) verilerine göre dünya genelinde ekilebilir toprakların üçte birinden elde edilen mahsul, hayvanların beslenmesinde kullanılıyor. 

Bir kilo biftek 15 bin 500; bir kilo domuz eti 4 bin 900; bir tavuk 4 bin litre su gerektirirken, bir kilo pirinç için 3 bin litre su gerekiyor. Dolayısıyla bilim adamları, vejetaryen beslenmenin gıda üretiminde gerekli olan doğal kaynaklarının miktarının artırılmasında etkili olacağına inanıyorlar. Bu kapsamda, çöpe giden gıda miktarının azaltılması da çok önem taşıyor. Rapora göre, hergün dünya genelinde üretilen gıdanın yüzde 30'u çöpe gidiyor.

Raporda, "Dünya üzerindeki kullanılabilir su miktarının yüzde 70'inin tarım sektörüne ait olduğu dikkate alındığında, 2050 yılında mevcut nüfusa eklenecek 2 milyar kişi, mevcut su ve topraklar üzerindeki baskıyı daha da artıracak. BM, 2050 yılına kadar gıda üretimini yüzde 70 oranında artırmamız gerektiğini öngörüyor. Bu zaten sınırlı olan su kaynakları üzerinde artı baskı yaratacak. Diğer yandan, önümüzdeki 30 yıl içinde yaklaşık yüzde 60 artması beklenen küresel enerji talebini karşılamak için de suya ihtiyacımız olduğunu unutmamak gerekli" yorumlarına yer veriliyor. Raporun sunduğu sonuç ise son derece net: "Gelecekte dünyayı beslemek için yeni bir tarife ihtiyacımız olacak."

SUSUZLUK BÜYÜK SORUN...

%70'i suyla kaplı olan Dünyamızda su kaynaklarının sadece yaklaşık %0,3’ü kullanılabilir ve içilebilir özelliktedir. Dünyadaki yaklaşık 300 nehir bir kaç komşu ülke tarafından paylaşılmaktadır. Bu nehirler komşu ülkelerle sorunlara yol açmaktadır.

Dünya nüfusunun artması, küresel ısınmaya bağlı iklim değişiklikleri, suyun yeryüzündeki dağılımı ve kullanım şekli, su ile ilgili ciddi sorunların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Yer altı su kaynaklarının seviyeleri düşmekte, göller küçülmekte ve sulak alanlar yok olmaktadır. 

Özellikle Ortadoğu bölgesinde kendini hissettirmekte olan su sorunu; Fırat ve Dicle nehirleri dolayısıyla Türkiye’yi de etkilemektedir. Su sorunu Birleşmiş Milletler başta olmak üzere birçok uluslararası kuruluşta ele alınmaktadır. Bugün için, devletler arasında sürtüşmelere neden olan su kıtlığının ileride savaşlara yol açabileceğinden endişe edilmektedir.

Tarımda, sanayide ve diğer alanlarda suya ihtiyaç ve talep gün geçtikçe artmaktadır.  1950 yılından beri üç mislinden fazla artan dünya su tüketimi, şu anda yılda 4,340 km3 seviyesindedir. 

Dünyada bir yılda 3,8 milyar litre tatlı su tüketilmektedir. Bu suların yaklaşık %70'i tarımsal, %20'si endüstriyel ve %10'u ise evsel olarak kullanılmaktadır. Söz konusu toplam tatlı su kullanımı içinde, gıda ve içecek sanayilerinin payı sadece % 0.18 kadardır

Günümüzde; bir Amerikan vatandaşı günde ortalama 700 litre su harcarken, bir Avrupalı 200 litre, bir Filistinli 70 litre, bir Haitili ise ancak 20 litre su kullanabilmektedir. Ve toplamda 1,4 milyar insan temiz su kaynaklarına ulaşamamaktadır. Kirli su kullanımından kaynaklı her yıl 5 milyon insan hayatını kaybetmektedir.

İnsanlığın sorunları açısından bakıldığında; 21. yüzyılın en önemli mücadelelerinden birisinin de dünya nüfusunun artan su ihtiyacını yeterli ve güvenli şekilde karşılamak olduğu görülecektir. Dünyadaki içilebilir su kaynakları eşit şekilde dağılmamış oluşu, su sorununun bölgeye göre farklılık göstermesine neden olmaktadır.

BM'ye göre, küresel ısınma kaynaklı yağış azlığı, aşırı buharlaşma, hızlı tüketim ve kirlilik nedeniyle dünyadaki temiz su kaynakları hızla tükenmektedir.  Bu nedenle 2025 yılında 2 milyar, 2050 yılında ise 7 milyar kişinin susuzlukla karşı karşıya kalacağı ifade edilmektedir.

2050 yılında susuzluk çeken ülkelerin sayısı 54′e, bu şartlarda yaşamak zorunda olan insanların sayısı ise 4 milyara yükselecektir. Bu durum 2050′de 9,4 milyar olması beklenen dünya nüfusunun %40’ının su sıkıntısı çekeceği anlamına gelmektedir.

GELECEK YENİLENEBİLİR ENERJİDE Mİ?

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC- Intergovernmental Panel on Climate Change)’nin 2011 yılında yayınlamış olduğu Yenilenebilir Enerji Kaynakları ve İklim Değişikliği Azaltma Özel Raporu’na göre yenilenebilir enerji sektörü hızla büyüyor ve devlet desteğiyle fosil yakıt emisyonuna çevresel maliyetler de eklenirse yenilenebilir enerji “ekonomik çekiciliğe” de kavuşacak.

Rapordaki süper yeşil senaryoda 2050’de 9 milyara yaklaşan dünya nüfusu günümüzde kullanılandan daha az enerji tüketecek. (490 exajoules’a karşılık gelecekte 407 exajules).

2050’de tüm dünyada yaygınlaşacağı tahmin edilen rüzgar türbinleri enerjimizin yüzde 50’isini üretiyor olacak. Güneş enerjisi ise enerjinin üçte birini karşılayacak. Toplamda tüm enerjinin yüzde 80′i yenilenebilir kaynaklardan elde edilecek.

Ancak raporda yer alan bu pembe senaryoya karşılık Danimarkalı ekonomist Bjorn Lomborg asıl sorunun bu senaryodakileri gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğimizin olmadığını belirterek, “Bunları gerçekleştirebileceğimizi biliyoruz. Ancak asıl sorun yenilenebilir enerjinin ve bu enerjilere yatırım yapmanın çok pahalı olması. Maliyetleri aşağıya çekmek için çok daha fazla ArGe’ye ihtiyacımız var” diye konuştu. Bu konuda ekonomik desek ve ArGe desteği acil olarak sağlanmazsa kötü senaryo olarak 2050’da enerjinin sadece yüzde 15’i yenilenebilir kaynaklardan elde edilecek.

KAYNAKLAR

* OECD 2050 Çevre Tahmin Raporu,
* Stockholm Uluslararası Su Enstitüsü (SIWI) Raporu,
* Prof. Dr. Ramazan Özey, Susuzluk Bunalımı adlı makalesi,
* Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)’nin 2011 yılında yayınlamış olduğu Yenilenebilir Enerji Kaynakları ve İklim Değişikliği Azaltma Özel Raporu

Yorum yaz...