Kentsel Dönüşümü Nasıl Okumalı?

Kentsel Dönüşüm

Mehmet Güzel

Kent Yoksullarını Dışlamanın Öteki Adı:
Kentsel Dönüşüm

Son zamanlarda gündemde önemli bir yer tutan kentsel dönüşüm projelerini, olası bir depreme karşı daha sağlam yapılar oluşturma ve her yönüyle yaşanabilir kent yaratmayı amaçlayan bir proje olarak tanımlamamanın yanı sıra; zamanla değer kazanan mahallelerde rant elde etmek ve buralarda yaşayan kent yoksullarını şehrin niteliksiz alanlarına taşımanın ve kentin nimetlerinden mahrum bırakmanın dİğer adı şeklinde okumak da mümkün.

Dergimizin ilk sayısında gündemimizde yer alan ‘Kentsel Dönüşüm’ konusunu ikinci sayımızda mercek altına alıyoruz. Bu yazımızda kentsel dönüşümün genel çerçevesini çizerek, yakın zamanda “Kentsel Dönüşüm Yasası”  ile birlikte hızlanacağa benzeyen dönüşümün toplumsal, teknik, ekonomik boyutlarını mercek altına aldık. İstanbul’da kentsel dönüşüm denilince sıkılıkla gündeme gelen Sarıyer’in Derbent Mahallesi örneği ile de dönüşümün daha somut göstergelerini çözümlemeye çalıştık. 

Uzun süre “kentsel dönüşüm yasası” olarak tartışılan “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun”un 31 Mayıs 2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmasıyla yasal zemini oluşturulan ve uygulama alanı daha da genişletilen kentsel dönüşüm projelerinin, canlı bir organizma olan kenti ve buralarda yaşayan binlerce insanı fiziki, sosyal ve ekonomik yönden nasıl etkileyeceği konusu bizi soru işaretleriyle dolu bir süreçle karşı karşıya bırakmaktadır. Kentsel dönüşümün hangi amaçlarla ve kimler için yapılacağı ve projelerin kabul edilebilirliği konusundaki belirsizlik kentsel dönüşüme eleştirel yaklaşmayı zorunlu kılmaktadır.

Kentsel dönüşümde esas amaç, afet riski taşıyan alanların ve gecekondu mahallelerinin yaşanabilir alanlara dönüştürülmesini sağlamak olması gerekirken, yeni yasayla kentsel dönüşüm amacının dışına çıkıyor. Maalesef kamu yararının göz ardı edildiği kentsel dönüşümden, rant yaratma ve ortaya çıkan değeri paylaştırma aracı olarak yararlanılmaktadır. 

Kentsel dönüşüm hız kazanıyor

Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın yapmış olduğu son açıklamalara göre kentsel dönüşüm Ekim ayı itibariyle başlayacak. “Kentsel Dönüşüm Yasası” kapsamında 5 Ekim’de İstanbul, İzmir ve Kocaeli başta olmak üzere 33 ilde aynı anda çok sayıda konut ve işyerinin yıkılacağını belirten Bakan Erdoğan Bayraktar, İstanbul’da yıkımın ilk etapta 7-8 ilçede başlayacağını söyledi. Bunun anlamı İstanbul’un çeşitli mahallerinde dönüşüm adı altında artık yıkımların başlama ihtimali çok yüksek. Yıkımlarla birlikte dönüştürülecek alanlarda yaşayan insanların projelerde nasıl konumlanacakları merakla bekleniyor. Bu noktada afet yasasıyla entegre bir şekilde ilerleyecek olan kentsel dönüşüm projelerinin özellikle binaları dönüştürürken toplumsal dönüşümü nasıl sağlayacağını ve sonuçlarının neler olacağını ise zamanla göreceğiz.

Bizim kentsel dönüşümümüz

Kentsel dönüşüm; en yalın haliyle fiziksel, sosyal ve ekonomik değişimlerden dolayı sorun teşkil eden ve o çevrede yaşayanlara sağlıklı yaşam alanları sunmakta geri kalan bölgelerin yeniden geliştirilmesiyle kente tekrar sosyal, ekonomik ve fiziksel yönden uyum sağlamasını amaçlayan bir müdahale biçimi olarak tanımlanabilir.

Avrupa’da kentsel dönüşüm modelleri, fiziksel açıdan savaşların kentleri tahrip etmesi ve ağır sanayinin zamanla şehrin dışına taşınmasıyla ortada kalmış alanların dönüştürülmesi ihtiyacı ile ortaya çıkmış bir süreci ifade eder. Türkiye’de ise yaşanan deprem felaketinden sonra gündeme gelmiş bir konudur. Ülkemizde kentsel dönüşüm kavramı, özellikle 1999 Marmara Depremi sonrasında kentlerin başta deprem olmak üzere doğal afetlere yeterince dayanıklı yapılardan oluşmadığı gerçeğinin ortaya çıkmasıyla bir planlama aracı olarak önem kazanmıştır. Ancak kentsel dönüşüm, zamanla büyük kentlerin içinde kalan yoksul gecekondu mahallelerinin dönüştürülmesi, kentin dışına çıkarılması ve buralarda oluşan rantın paylaşılması aracına dönüşmüştür. 

Modern toplumsal yaşamın vazgeçilmez mekanı olan kentler, zamanla yaşlanır ve yıpranırlar. Kentsel dönüşüm denilen uygulamalar tam da bu noktada devreye girer. Bütün dünyada özelikle gelişmiş batı ülkelerinde farklı biçim ve tekniklerde uygulama olanağı bulunan kentsel dönüşümün sağlıklı ve sürdürülebilir kentler için yaşamsal bir zorunluluk haline geldiği sıklıkla vurgulanmaktadır. Tüm dünyada uygulanan kentsel dönüşüm projeleri,  uygulandıkları alan ve yöntem yönünden farklı olmalarına rağmen; hepsinin amacı toplumsal fayda, planlı ve sağlıklı kentleşmedir. 

Ancak Türkiye’de kentsel dönüşüm projelerinin bu temel amaçlara hizmet ettiğini, toplumsal, fiziksel ve ekonomik boyutları başta olmak üzere bütün yönleriyle kabul gördüğünü söylemek oldukça güç. Bunun temel nedeni dönüşüm projelerine karar veren yöneticilerin, kentsel dönüşüme bakış açısında ve dönüşümün hangi boyutunu önemsediklerinde gizli.  Mevcut kentin yapısına, burada yaşayan insanların fiziksel, sosyal ve ekonomik geleceği üzerine ve buna bağlı olarak da kentin bütün kültürel dokusuna etki eden kentsel dönüşüm projelerinde yukarıda saydığımız amaç ve kriterlerin fazlasıyla göz ardı edildiğini söyleyebiliriz.

Dönüşmek istemeyenleri “dönüştürmek” ne kadar mümkün?

Sürekli hayırlı bir yaklaşım olarak sunulan “kentsel dönüşüm”, meslek odalarından, siyasi partilerden, sivil toplum kuruluşlarından ve en önemlisi de projelerden birinci derecede etkilenecek olan vatandaşlardan neden destek görmüyor? Sulukule ve Balat’ta yaşananlar en çarpıcı örnekler olarak karşımızda duruyor. İnsanları tatmin etmediği gibi yargıdan dönen bu projeler, kentsel dönüşüm söylemine olan güveni iyice sarsıyor.  Çünkü somut örneklerde de görüldüğü gibi kentsel dönüşümün, mevcut şehrin yapısına, burada yaşayan insanların fiziksel, sosyal ve ekonomik geleceği üzerine, buna bağlı olarak da kentin bütün kültürel dokusuna yaptığı etkileri gerçekçi olarak dikkate alınmıyor. Ayrıca katılımcılığı dışlayan, kamu yararını hiçe sayan, planlı, sağlıklı ve yaşanabilir bir kentleşmeyi temel anlayış olarak benimsemeyen projelerin hayata geçirilmeye çalışılması toplumsal barış ve adalet duygusunu her defasında derinden yaralıyor. Meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler kentlerimizin afete karşı büyük risk taşıdığı konusunda hemfikir. Ancak bu riskli alanların dönüştürülürken esas amacın riskleri ortadan kaldırmaktan ziyade yeni rant alanları yaratılmakta olduğunda ısrarlı. 

Binalar mı, insanlar mı dönüştürülüyor?

Kentsel dönüşümün toplumsal/insani boyutuyla ilgili olarak uzmanların birleştiği nokta: kentsel dönüşümün ekonomik, sosyolojik, kültürel, tarihsel, siyasal ve her şeyden önemlisi insani boyutları da içeren bir konu olduğudur. Dolayısıyla, projeler, dönüşümün gerçekleştirildiği alanlarda yaşayanların daha sağlıklı, insanca yaşanabilir bir yaşam alanı özlemini dikkate almalı ve yıllarca yaşadıkları yerleri yoktan var etmiş olan bu insanların haklarına saygı göstermelidir. Bugün yapılan ve uygulamaya geçirilen kentsel dönüşüm projeleri ise söz konusu faktörleri dikkate almamasının yanında, hem çevre hem de insan açısından başka bir duruma işaret etmektedir. Kentsel dönüşüm adı altında gerçekleştirilenler, hakkaniyet ölçüsünden uzak, ranta dayalı, insan ihtiyaçlarını geri plana iten ve kamuya yararı tartışmalı projeler olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Nasıl Bir Kentsel Dönüşüm Modeli?

Afet riskine karşı sadece fiziksel yapının dönüştürülmesi ile sınırlanamayacak kentsel dönüşümde, başta sosyal/insani, ekonomik, kültürel, hukuki ve teknik boyutlar birlikte düşünülmediği için insanların kente entegre edilmesinden çok kentten dışlanması ve ötekileştirilmesi temel sorun olarak dikkat çekiyor. Hal böyle olunca da kentsel dönüşüm nerede uygulanmaya kalkışılırsa orada büyük bir dirençle karşılaşıyor. 

Hiçbir dönüşüm modeli projeyi uygulayacak taraflar olmadan hayata geçirilemez. Kentsel dönüşüm sürecinde karar verici ve uygulayıcı ötesindeki kamu kuruluşları, özel kurumlar kadar bu sürece kullanıcılar olarak halkın katılımının da sağlanması kentsel dönüşümün başarıyla sonuçlanmasının temelidir. Dönüşüm projeleri her alanın, semtin, mahallenin öznel koşulları ve özellikleri dikkate alınarak kapsayıcı bir yaklaşımla ele alınmalıdır.

Bütüncül planlamanın eksikliği, kamu yararı gözetilmemesi ve rant elde etme kaygısı, sağlıklı bir kentsel dönüşümün önündeki engeller olarak karşımıza çıkmaktadır. Kentsel dönüşüm projeleri, insan odaklı yaklaşımlar geliştirerek, yerelde yaşayanların sürdürülebilir bir şekilde sosyal ve ekonomik gelişimine katkı sağladığı ve bu güveni insanlara verdiği zaman başarılı olabilir.

Yorum yaz...