Afet Yasasının İlk Kentsel Dönüşüm Projesi

Doç. Dr. Murat Cemal Yalçıntan 

Afet yasası sonrası hazırlanan ilk dönüşüm planı Derbent için açıklandı. Derbent, Sarıyer ilçesinde bir kooperatif ile İstanbul Büyükşehir Belediyesinin arazileri üzerine kurulmuş bir gecekondu mahallesi. Mahalle uzunca bir zamandır kentsel dönüşüm ile birlikte anılıyor; mahalleli kentsel dönüşümü mahallelerinin dışına atılacakları, komşularından uzaklaşacakları, işlerini kaybedecekleri bir tehdit olarak görüyor ve çeşitli biçimlerde direnişini sürdürüyor. 

Hazırlanan plan incelendiğinde teknik, sosyal ve ekonomik çeşitli sorunlarla karşılaşılıyor: 

Öncelikle şunu vurgulamak gerekir ki söz konusu planlar mahallede yapılmış fiziki, sosyal ve ekonomik hiçbir çalışmaya dayanmıyor. Oysa imar planları belde halkının ihtiyaçlarını karşılamaya, sağlıklı ve güvenli bir çevre oluşturmaya ve yaşam kalitesini arttırmaya yönelik her hangi bir karar geliştirmeden önce plan yapılacak bölgenin ekonomik, demografik, sosyal, kültürel, tarihsel, fiziksel özelliklerini araştırmakla yükümlüdür; kararlar ancak bu araştırmalardan elde edilen veriler kullanılarak geliştirilebilir. Bütün bu araştırmaların ve kararların geliştirilme sürecinin paylaşıldığı alan ise plan raporudur. Plan; pafta, rapor ve notlardan oluşur. Oysa askıya çıkan ve alenileşen yalnızca planın paftasıdır. Plan raporuna ise ulaşılamamıştır. Mahalle içerisinde plan kararlarına altlık oluşturacak kapsamda bir çalışma yapılmadığı da bilinmektedir. Sosyal, ekonomik ve inşa edilmiş çevreye dair çalışma yapılmaksızın plan kararı üretmek ancak boş araziler için geçerli olabilir. İçinde yaklaşık 8000 insanın yaşadığı mahalle boş bir arazi gibi planlanmıştır ve bu durum planlamada bugün gelinen nokta ile kesinlikle uzlaşamaz!

Buna bağlı olarak değerlendirilmesi gereken önemli bir mesele; plan sınırları içerisinde ticaret kullanımının yer almıyor oluşudur. Oysa mahallede çoğu ana aks üzerinde olmak üzere 80’in üzerinde esnaf iş yapmaktadır. Yanında çalışanlarla birlikte yaklaşık 300 kişilik bir istihdama konu olan esnaf varlığı bu plan ile yok edilmektedir. Esnafın ortadan kalkmış olması mahallede gündelik ihtiyaçların nasıl giderileceği yönünde bir soruyu da ortaya çıkarmaktadır. Esnaf ve mahalle arasındaki güçlü ekonomik ve sosyal bağların yok olacağı anlaşılmaktadır ve bu durum mahalle yaşayanları için kabul edilemez niteliktedir. 

Gündelik Yaşam Yok Sayılmış

Yine plan raporu içindeki araştırmalarla çözümlenmesi gereken mahalle içerisindeki sosyal ilişkiler ve gündelik hayatın kurgusuna dair her hangi bir çalışma yapılmadığı, önerildiği anlaşılan yüksek katlı yapı stoku ile bahçeli ve çoğu müstakil evlerde yaşamaya alışmış mahallelinin nasıl uyum içerisinde bir yaşam süreceği ve sosyal ilişkilerini sürdüreceği yönünde her hangi bir öngörü bulunmamaktadır. Yakın çevrede var olan ve olması muhtemel lüks konutlardan oluşan kapalı sitelerle mahalleli için yapılması öngörülen sosyal konutların nasıl bir arada huzur içerisinde yaşayacakları da yine yanıtsız bir soru olarak kalmaktadır.

Bu tartışmalı imar planlarının uygulanmasına yönelik olarak da Büyükşehir Meclisinden alelacele bir protokol geçirildi ve Büyükşehir Başkanı protokolü imzalamaya yetkili kılındı. Bu protokole göre hiçbir çalışma yapılmaksızın depreme dayanıksız ilan edilen gecekonduların yer aldığı arazi sahibi kooperatif ile büyükşehir belediyesinin arazilerinin birleştirilerek bir inşaat alanı yaratıldığı, bütün alan içerisinde doğu yönündeki arazilerin –ki toplamın 1/3’ü kadar, 1600 adet sosyal konut inşaatına ayrılacağı, diğer alanların ise mülk sahibi kooperatifin anlaşmalı olduğu yüklenici firmaya devredileceği anlaşılıyor. Bu arada geçici konutlar ve kiracılara yardım paketleriyle bugüne kadar klasikleşen mağduriyetlerin azaltılmasının hedeflendiği görülüyor. Planda yer almayan esnafa, neresi olacağı belirlenmemiş bir alanda kiralık dükkân önerileceği satır aralarından anlaşılıyor. Bu arada inşaatların ne zaman biteceğine dair kesin bir hüküm bulunmuyor. Yine yapılacak 1600 adet sosyal konut için her hangi bir ödeme olup olmayacağı da anlaşılmıyor. Protokolün dilinden ve getirdiği hükümlerden anlaşılan kooperatif, yüklenici firma ve büyükşehir belediyesi bir süredir görüşme halindeler! 

Mahalleli Muhatap Alınmalı 

Sanırım meselenin özünde mahallede yaşayanların sürece müdahil olması gereken bir grup olarak tanınmaması yatıyor. Oysa bu mahalle uzun süredir kentsel dönüşüm tartışıyor; neyin, nasıl olması gerektiği yönünde fikirler üretiyor. Kooperatif ve dernek, mahallesindeki yapıların da insanların da durumunu biliyor, insanların beklentilerini herkesten iyi algılıyor. Oysa pazarlık masasına hiçbir zaman davet edilmiyorlar çünkü mülk sahibi değiller! Mahallenin yaşlıları, arazilerin şimdiki mülk sahibi kooperatife kendileri yerleştikten sonra verildiğini, o dönemde kooperatife verileceğine mahalleye verilmiş olsaydı, bugünlere belirsizlik içerisinde gelinmemiş olacağının altını çiziyor. Dahası, kooperatifin arazisine yapılan MESA konutları inşa edilirken mahallelilerle yapılan görüşmelerde kooperatifin araziye dair başka bir talebinin olmayacağı yönünde sözlü bir anlaşmadan bahsediliyor. Bunları bırakalım; bu mahalleyi kuran, yolunu, altyapısını kısmen kendi imkânlarıyla getiren, ucuz işgüçleri ile çevredeki iş kollarını besleyen, bugün lüks konut sitelerine temizlik, güvenlik vs. hizmetlerde bulunan bu insanlar; yani sonuna kadar hak edilmiş bir yaşam alanından bahsediyoruz. Ancak işgalci şeklindeki hâkim dil muhtemelen artık onların oylarına da ihtiyaç duymadığından ve kentsel dönüşüme karşı genel kamuoyundaki rızayı oluşturduğundan, kurulu mahalleyi olduğu gibi içinde yaşayanlarıyla beraber yok sayıyor ve onlarla masaya oturmuyor! İktidar ve sermaye ortaklığı denen şey tam da bu olsa gerek! Bu yok saymanın neticesinde, hem iktidarın –krize yöneldiğini düşündüğüm- inşaat sektörüne odaklanmış ekonomik büyüme senaryoları,  hem de -bireyselleşmiş bir tüketim toplumunu hedefleyen- yeni orta sınıf dinamiklerinin artık gecekondu yaşayanlarını etkilemeye başlaması da önem taşıyor.

Gecekondu İnsanına İşgalci Gözüyle Bakmak Hatadır

Ekonominin dinamikleri bu kadar belirleyici olduğunda üniversitelerde yıllardır dile getirdiklerimizi tekrarlamak anlamsızlaşıyor ama Afet Yasasının ilk uygulaması olduğundan ve muhtemelen takip eden uygulamalar da benzerleri olacağından Derbent meselesiyle de ilgili olan tespit ve önerilerimizi kısaca hatırlatalım; gecekondu mahallesine işgal toprağı, gecekondu insanına işgalci gözüyle bakmak hatadır; varlıklarıyla İstanbul kentini bugün geldiği ayrıcalıklı konuma taşıyan bizzat gecekondu insanlarıdır; kentiyle barışık insanlar/topluluklar yaratmak onları bireyselleştirip yabancılaştıran değil birlikte eylemelerine imkân veren ve içine alan uygulamalar ile mümkündür; bir kentsel dönüşüm uygulaması ilgili alanda yaşayanların sosyo-ekonomik ve kültürel gerçekliklerinden bağımsız yapılamaz (yapılırsa da Sulukule felaketi yenilenmiş olur); insanları apartman dairelerine sıkıştırıp bir de etraflarını kapalı sitelerle, duvarlarla örmek uzun vadede hepimizin sorunu olur; katılım ve demokrasi sermaye ve iktidarın oyuncağı değildir; adalet mülk üzerinden kurulduğunda yoksulun sonu nice olur!

Yorum yaz...