Raporlama, Sürdürülebilirlik Ajandasında Yer Almanın Pasaportudur!

Serra Titiz, Mikado Sürdürülebilir Kalkınma DanışmanlığıSerra Titiz, Mikado Sürdürülebilir Kalkınma Danışmanlığı

Sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir kalkınma kavramları hepimizin gündemine yerleşmeye başladı.. Artan sosyal sorunlar ve doğal kaynakların azalmakta olduğuna dair bilincin yükselmesi, insanları bireysel ve toplu olarak harekete geçmeye yöneltti. Artık neyi nasıl sürdürdüğümüzü sorgular olduk; insan ve doğa dengesini gözeten bir sürdürülebilirlik anlayışının destekçisi olmaya başladık.

Bireylerden şirketlere, devletlerden uluslararası ağlara, iyi-kötü uygulamalarla sürdürülebilirlik gündemi sürekli güncel kalıyor. Uzun süre de kalacağa benziyor. 2012, 2015 derken 2050, 2100 için gelecek öngörüleri yapılıyor; kötü senaryolarla farklı paydaşların dikkati çekilmeye çalışıyor, daha çok paylaşım, şeffaflık ve işbirliği talebi yükseliyor.

Sürdürülebilir kalkınma için özel sektörün önemli bir rolü bulunuyor. Dünya ekonomisinin yarısından fazlasını bugün özel sektör yönetiyor. Özel sektörün kaynaklarını nasıl geliştirdiği ve nasıl kullandığı dünyamızın geleceği için hayati önem taşıyor. 

Şirketlerin içeride kendi insanlarına, dışarıda da topluma ve dolayısıyla dış dünyaya karşı sorumluluklarını yerine getirmeleri artık bir beklenti. Hatta bununla da kalmayıp bu sorumluluğu daha da ileriye taşıyarak sosyal amaç gütmeleri beklenmeye başlandı. Özellikle yaygın etki alanı olan şirketlerin kaynaklarını toplumların gelişmesi ve kalkınması için seferber etmeleri bekleniyor...

Global iş dünyası bugün sürdürülebilirliğin yanısıra, sosyal yatırım, sosyal etki, sosyal girişimciliği konuşuyor. Var olan işini yönetirken toplumsal kalkınmaya da hizmet eden şirketler takdir ediliyor, sorumsuz davranışlar gözden kaçmıyor. 

Yeni sürdürülebilirlik anlayışıYeni sürdürülebilirlik anlayışına şirketler nasıl cevap veriyor?

Dünyadaki trende baktığımızda 1970’lerde başlayan “aydınlanma” süreci, 2000’lerde doruğa ulaşarak yaygınlaşma evresine geçti. Arada gerçekten samimi olan azınlık haricinde, şirketler sürdürülebilirlikle “ilgilenmeyi” çoğunlukla önce yüzeysel olarak ele aldılar; bir iletişim ve rekabet avantajı yaratma aracı olarak değerlendirdiler. 

2000 yılında yayınlanan ve gönüllü girişimler olan Binyıl Kalkınma Hedefleri ve Küresel İlkeler Sözleşmesi “sorumlu şirket olma” bilincinin yaygınlaşmasında etkili oldular. Bu girişimler kurumların bir çerçeve çizerek yönetim süreçlerini elden geçirmelerine yol gösterdiler. Başlangıç için, iyi bir baz oluşturduklarını söyleyebiliriz. Bu girişimler sayesinde insan hakları, karbon ayakizi, etik satınalma gibi kavramların yönetim süreçlerine girmesi mümkün olabildi. 

Dünya borsa endekslerinin sürdürülebilirlik endeksleri oluşturarak (Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi, 1999 - FTSE4Good, 2001), sorumlu şirketleri ayrıştırmaları ve böylece sosyal yatırımı teşvik etmeleri yine önemli tetikleyiciler arasında yer aldı.

Bölgesel ya da sektör bazlı standart ve endeksler geliştirilmeye devam ediyor.

Sorumlu şirket olma, çok boyutlu bir yaklaşımı ve şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışını gerektiriyor.

Şirketlerin iş yapma şekillerini, finansal performans yanısıra, sorumlu yönetim anlayışının hakim olduğu ve ekonomik, sosyal ve çevresel sorumlulukların yerine getirildiği bir formata çevirmeleri gerekiyor. Süreç yönetimlerinde kullandıkları performans göstergelerinin kapsamını sosyal ve çevresel göstergelerle genişletmeleri gerekiyor. 

Şirketlerin iş kararlarına bu çok boyutluluğu katmak, işin yönetiminde çalışanların haklarının ve sağlıklarının korunması, gelişimlerinin desteklenmesi, etik satınalma ve etik pazarlama yapılması, yerel halkın kalkınmasının desteklenmesini beraberinde getirecektir. 

Etik, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışıyla ekonomik, sosyal ve çevresel sorumlulukların yerine getirilmesi şirketin kapasitesini geliştirmesine, inovasyon kültürü oluşmasına, risklerini azaltmasına, itibarını artırmasına, rekabet avantajı yaratmasına ve en önemlisi toplum tarafından “sosyal lisans” almasına hizmet edecektir. 

Bu çalışmaları yürüten şirketler raporluyorlar. Raporlama, gönüllü bir girişim olarak doksanların ortasında başladı ama bugün Fransa, Danimarka, İngiltere, Hollanda, Norveç, İsveç gibi ülkelerde belli büyüklükte ve halka açık şirketlerin çevresel ve sosyal beyanda bulunmaları talep ediliyor.

Raporlama hızla yaygınlaşıyor; tüm dünyada on bine yakın şirket raporluyor. Türkiye’de ise raporlayan şirket sayısı otuz civarında.

Bir iletişim ve değişim aracı olarak Sürdürülebilirlik Raporlaması...

Bir kurumun sürdürülebilirlik stratejisi yoksa raporlama yapacak alt yapısı da yok demektir. Raporlama şirketin sürdürülebilirlik stratejisinin bir aracı ve bir çıktısıdır. Bir çalışmanın sonucudur. Başarılı bir rapor, bir sistem çerçevesinde yapılırsa mümkün olabilir. 

Raporlama süreci, sürdürülebilirliğin iş hedeflerinin şekillenmesine etki etmesini, stratejik kararların alınmasında referans noktası olarak hareket eder, kültüre yerleşir.

Raporlama, stratejide hedeflerimizin ve gerçekleştirdiklerimizin izlenmesi, değerlendirilmesi ve paylaşımıdır. Raporlama, yapıldığı söylenen kurumsal sorumluluk çalışmalarının paydaşlarla iletişiminin yapılmasıdır. Raporlama aynı zamanda, performansımızı eleştiriye açmanın, şeffaflığın ve hesap verebilirliğin bir aracıdır...

Raporlama sürekli devam eden bir aktivitedir, yalnızca veri toplamaktan ibaret değildir. Raporlama aşamasına gelinceye kadar olan süreçlerin yönetilmesidir.

Unutmayalım ki, sürdürülebilirlik raporlaması yaşayan bir süreçtir, raporun yayınlanması veya iletişimiyle başlamaz ya da bitmez...

Raporlama, şirketin kurumsal sorumluluk uygulamaları ve performansının bir parçası/sonucu olmanın yanı sıra, sürdürülebilirlik çalışmalarının paydaşlarıyla iletişimini mümkün kılar...

Bir raporunuz varsa ve güvenilir bir standart kullanılarak hazırlanmışsa size pek çok kapıyı açabilir. Uluslararası borsa endekslerine girebilir, uluslararası sorumlu yatırım araçlarından faydalanabilir, uluslararası sorumlu şirketler ağlarına dahil olabilirsiniz.

Raporlamanın şirketlere getirileri

• Şirketler raporlama yaparak sürdürülebilirlik ajandasında yerlerini alıyor, duruşlarını ve geleceğe yönelik vizyonlarını paylaşıyorlar.

• İtibarı artırıyor; dolayısıyla, müşterilere karşı güvenirliliğin artması, çalışan bağlılığının artması ve toplumda algının olumlu şekilde yerleşmesi

• İzleme ve raporlama sistemi kurarak günlük iş performansıyla sürdürülebilirlik arasında bağ kurmak iyi bir yönetim ifadesi olarak algılanıyor

• Şirketlerin rakipleri arasında farklılaşmak için iyi bir stratejik araç haline geldi.

• Geleceğin iş gündemine ve modellerine uygun konumlanmak ve ona uygun davranmak bu konuda geride kalmış rakiplerle arayı açmak için iyi bir yöntem..

• Raporlama sayesinde şirketler eksi ve artı yönlerinin daha çok bilincinde olarak, hem geliştirmeleri gereken yönlerine odaklanabilir hem de talepkâr iş dünyasında konumunu güçlendirmek için atılması gereken adımları daha rahat tespit edebilirler.

• Oluşabilecek risklere karşı önceden hazırlıklı olabilirler.

• Departmanlar arası iletişimi arttırıyor. Hep birlikte sürdürülebilirlik bilinci kazanmayı destekliyor.

• Raporlamanın sürdürülebilirlik çalışmalarının kurumsallaşması ve özümsenmesine olumlu etkisi bulunuyor.

• Toplumla ve paydaşlarla ilişkileri kuvvetlendiriyor.

• Sosyal Yatırım Fonlarından faydalanma imkanı yaratıyor.

Pek çok raporlama standardı bulunuyor. Şirketin büyüklüğü, iş alanı, kapsamına göre kullanacağı standart değişim gösterebiliyor. Mevcut standartlar birbiriyle konuşur hale geldi. Şirketlerin ihtiyaçlarını gözeterek doğru standardı seçmeleri gerekiyor.

Sonuçta, raporlama yapmak şirketler için sürdürülebilirlik “liginde” yer almak için bir araç. Bu aracı şirketin gelişimi ve yeni dünyanın beklentilerine duyarlı olması için bir fırsat olarak görmek gerekiyor.

Yorum yaz...