Buyrun Çaylarrr! Hem de Organik

‘Gel tanış olalım.’ Yavaş yavaş bu çayı içer gibi, gel şu günün hayhuyunu bir kenara koyalım, birbirimizi tanıyalım. Gel, bir bardak çay paylaşalım, belki ısınırız onunla ve arkadaşlığımızla.
Gel, hayatı ısıtalım…

Sabah kahvaltılarımızın vazgeçilmezi, dost sohbetlerinin sıcaklığı, uykusuz gecelerin arkadaşı, sınav telaşının parçası, çalışırken bize eşlik eden, ince belli de mi, kupada mı tartışmalarının nedeni... Tiryakisi için illaki ince bellide tercih edilen, tavşan kanı -biraz sevimsiz de olsa- makbul olan kültürümüzün önemli bir simgesi Çay...

Hergün bardak bardak içtiğimiz çay, hepimizin bildiği gibi ülkemizin cennet bölgesi Karadeniz'den geliyor evlerimize, bardaklarımıza... Anavatanı Çin olan ve yaklaşık 5000 yıldır içilen çay, Çin’den komşu ülkelere yayılmış ve bugün itibariyle dünyanın her tarafında sudan sonra en çok tüketilen ikinci içecek konumuna gelmiştir.

“Çay” denilince bir çoğumuzun aklına demlikte demlenen siyah çay gelir... Ancak çayın genel tanımı; sıcak sudaki infüzyonu (demlenmesi) sonucunda lezzet, koku ve renk veren her türlü içilebilir kurutulmuş bitkidir. Çay latince ismi Camelia Sinensis olan bitkiden üretilir. Bu bitkinin yeni sürgün vermiş 2,5 yaprağı toplanarak, yaş yaprak işleme fabrikalarında farklı süreçlerde işlenerek 4 ana kategoride -siyah, yeşil, oolong, beyaz- çay üretilir. Halk arasında bilinenin aksine tüm çaylar Camelia Sinensis bitkisinin aynı yapraklarının farklı işlemlerden geçmesi sonucunda üretilir. Yeşil ve siyah çay çeşidini birbirinden ayıran en önemli fark, oksidasyon farkıdır. Yeşil yaprak oksidasyona tabi tutulursa siyah çaya dönüşür. Oksidasyon işlemi yapılmaz ise yaprak işlenirken ve işlendikten sonra yeşil kalır.

Özellikle son yıllarda siyah çayın yanı sıra hayatımıza giren farklı bitki çayları da vardır. Adaçayı, papatya, kuşburnu, ıhlamur, vb diğer bir çok bitkinin yaprak, çiçek, tohum, kök ve kabuk gibi kısımlarından elde edilen çaylarda dünyamızda gittikçe artan bir miktarda tüketilmektedir. Bitkisel çayların tüketilme nedeni genellikle sağlık, rahatlatıcı ve tedavi edici yönleri olmasına rağmen siyah çay genellikle keyif, alışkanlık, tiryakilik, misafir ağırlama v.b gerekçelerle tüketilmektedir.

Oysa ki günlük hayatımızda belki farkında olmadan bolca tükettiğimiz çayın da sağlık açısından bir çok faydası olduğu bilim insanları tarafından ifade edilmektedir. ABD’li diyetisyen Mark Ukra'ya göre (Adı Dr. Çay’a çıkan Çin asıllı Ukra’nın ailesi 200 yıldır çayla uğraşıyor.) kırmızı etin kanser riskini azaltmanın en iyi yolu, pişirmeden önce çayda bekletmek. Alkolden önce içilen çay da karaciğerin zarar görmesini engelliyor. Türk kültüründe büyük yeri olan çayın faydaları saymakla bitmiyor. Bu mucize bitki, kilo verdirici özelliğinin yanı sıra, cilt ve saçlar içinde çok faydalı. Ayrıca neredeyse hiçbir yan etkisi bulunmuyor. Çay, kolestrolü dengeliyor, şeker ve kalp hastalığı ile felç riskini azaltıyor... Dünyada en çok tüketilen içecek, doğal olarak su. Suyun hemen ardındansa ikinci sırada çay geliyor. Tabii ki tüm bu faydalarından istifade edebilmek için her konuda olduğu gibi çayıda aşırıya kaçmadan kontrollu tüketmek gerekiyor.

YENİ BİR KAVRAM “ORGANİK”

Çayın 5000 yıllık tarihine rağmen organik terimi hayatımıza yeni girmiş ve sorgulanmaya başlayan bir kavram olarak çıkıyor karşımıza. Klasik tarımda kullanılan zirai ilaç ve kimyasalların insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkisi bilinmekle beraber organik tarımın asıl felsefesi, toprağa hayat vermek ve eko-sistemin çeşitliliğini denge içinde tutmak olarak özetlenebilir... Bu denge zararlı mikro organizmalara karşı yararlı mikro organizmaları destekleyerek sağlanıyor. Organik üretimde zararlı kimyasallar kullanılmadığı için doğal sürece müdahale edilmiyor ve dolayısıyla toprak korunuyor, bu toprakta üretilen ürünler sağlıklı oluyor, bu ürünleri tüketen canlılar zarar görmüyor...

Organik ürünler diğerlerine göre biraz daha pahalı, bunun nedeni doğal ortamlarda yapay müdahalelere maruz kalmadan yetişmiş olmaları. Bu üretim şekli klasik üretim yöntemine göre daha fazla zaman alıyor. Ayrıca talepleri karşılayacak miktarda organik ürün üretimi bulunmaması da fiyatının yüksek olmasının bir diğer nedeni olarak sayılabilir. Organik ürünler Uluslar arası sertifika sistemleri ile sertifikalandırılıyor. Tüketicinin dikkat etmesi gereken konu ise, organik diye satın aldıkları ürünün ambalajı üzerindeki sertifika sistemi sorgulamak.

ÇAYIN DA ORGANİĞİ OLUR MU?

Günlük hayatımızda elimizden hiç düşürmediğimiz çay bardağını düşündüğümüzde, yukarıda bahsettiğimiz gibi sayısız faydasını gördüğümüzde, canlı yaşamı ve çevrenin korunması açısından organik üretimin önemini anladığımızda bu soruyu sormadan duramıyor insan... Organik çay olur mu?

Soruyu sorduğumuzda ise ülkemiz adına yüz güldüren gelişmeler cevap olarak çıkıyor karşımıza...

Dünyanın ilk organik çayının, Rize'de organik üretim havzasına dönüştürülen Hemşin ilçesinde 2009 yılında üretildiğini öğreniyoruz mesela. Çaykur tarafından 2006 yılında gerçekleştirilen bir proje ile Rize'nin 2 bin nüfuslu Hemşin İlçesi organik tarım havzasına dönüştürülmüş ve dünyanın ilk organik çayı 2009 yılında bu bölgede üretilmiş. Hemşin ilçesinin organik tarım havzası ilan edilmesi ile başlayan projede devlet vatandaş iş birliği ile ilçede organik tarımı engelleyebilecek etkenler ortadan kaldırılmış. Üç yıllık süreçte bölgede organik çay ekimi yapılmış ve 2009 yılında Hemşin ilçesinde Çaykur tarafından organik çay fabrikası hizmete girmiş. Üç yıl süreyle çay bahçelerini organik üretim yapılabilir şekle getirmek için çalışan 200 üretici, 120 ton yaş organik çay üretmiş ve bunun karşılığında Çaykur tesisinde işlenen 120 ton yaş organik çay yaprağından 20 ton kuru organik çay üretilmiş.

Dünyada, üzerine kar yağan tek çay olma özelliğini taşıyan Türk çayının tamamının organiğe dönüştürülmesi çalışmaları basında yer alırken, Türk çayının Dünyadaki en makbul çay olduğunu ögreniyoruz. Peki bu ne demek oluyor... Araştırıp okuyunca anlıyoruz ki; bu durum ülkemiz için büyük bir fırsat...Çünkü bizim dışımızda hiçbir ülke böyle bir imkana sahip değil. Başka ülkelerde üretilen çaylar sıcak ve rutubetli bölgelerde yetişiyor. Bu hava koşulları bitkiye zarar verecek haşerelerin oluşmasına zemin hazırlıyor, bu haşerelerle mücadele için de bahçeler yıl boyunca ortalama 15 kez ilaçlanıyor. Bu sebeple yetişen çayda çok miktarda pestisit'e (Pestisit, zararlı organizmaları engellemek, kontrol altına almak ya da zararlarını azaltmak için kullanılan madde ya da maddelerden oluşan karışımlardır. Potensiyel toksisiteleri nedeniyle canlılar üzerinde bazı sorunlar yaratabilir.) rastlanıyor. İşte bizim çayımızın farkı burada ortaya çıkıyor... Doğu Karadeniz Bölgesi'nde yetişen çay fidelerimiz karla buluşuyor... Sonuçta haşere yok, ilaçlama yok... Pestisit yok... Dolayısıyla çayımızın tamamının organik olma şansı var. Sadece kimyasal gübre kullanımını organik gübreye çevirerek çayımızın tamamını organik yapmak gibi çok büyük bir imkana sahibiz. Klasik çay üretiminde bahçelere dönüm başına yılda 60-70 kg. azot gübresi atılıyor. Çay fabrikalarında çay üretimi sonu kalan artıklar organik gübreye dönüştürülebiliyor fakat bu üretim yetersiz kalıyor. Çaykur azot gübresi yerine kullanılabilecek organik gübre üretimi konusundaki ar-ge çalışmalarını hızla yürütüyor. Bu konuda olumlu sonuç alındığı takdirde sadece çayımız organik olmayacak, tüm Karadeniz Bölgesi organik bölge üretim sertifikası alabilecek. Mevcut üretimimizle dış dünyaya açılmamız çok zorken, Türk çayı Dünya pazarında organik çay ile raflarda yerini alabilecek. Elbette bu geçiş kolay olmayacak. Çay bahçelerinin organik üretime hazırlanması sürecinde, üreticilerin mağdur olmamaları için devlet desteğine ihtiyaç olduğu kesin. Ülkemiz adına bu avantajın iyi değerlendirilmesini dilemek gerekiyor sanırım...

Yazımı 30 yılı aşkın bir süre Türkiye'ye düzenlediği seyahatlerine dair gözlemlerini aktardığı "Yes, I Would Love Another Cup of Tea" kitabını 2010 yılında yayınlayan Amerikalı tarihçi yazar Katherine Branning’in Türkiye ve Türk çayı hakkında söylediği bir kaç cümle ile tamamlamak istiyorum.

“Türkiye’de günün her saatinde bardak bardak çay içebilirsiniz. Daha önce de dediğim gibi benim gözümde bu bir bardak çay Türkiye’yi temsil ediyor. Türk çayı için tavşan kanı derler, siyah ya da yeşil değil, kırmızıdır. Tıpkı her vatansever Türk’ün damarlarında akan kan gibi. Tıpkı göklerde gururla dalgalanan bayrakları gibi. Eşsiz güzellikteki halılarındaki kırmızı yün gibi, tıpkı ilkbaharda açan ateş kırmızısı laleler gibi…Türk çayı sıcaktır. Anadolu topraklarını ısıtan güneş gibi, içinizi ısıtan coşkulu müzikleri gibi, yemekleri, şehirleri, spor takımları, hayatlarının her anındaki yaşama sevinci gibi…Türk çayı sadedir, berraktır. Sütle beraber içilmez. Çayın sade içilmesi gerekir. Berraktır, tıpkı bir Türk’ün yüzü gibi. Her zaman anlaşılabilir, bir şey saklamaz; komşulara gösterdikleri kalpleri gibi berraktır. Türk çayı barışçıldır. Bir bardak çay, nereye giderseniz gidin, size ikram edilir; ofislerde, evlerde, iş yerlerinde. Size ikram edildiğinde bir barış mesajı ve jestini de size taşır. 13. yüzyılın büyük şairi Rumi’yi hatırlatır; ‘Gel tanış olalım.’ Yavaş yavaş bu çayı içer gibi, gel şu günün hayhuyunu bir kenara koyalım, birbirimizi tanıyalım. Gel, bir bardak çay paylaşalım, belki ısınırız onunla ve arkadaşlığımızla. Gel, hayatı ısıtalım…”


KAYNAKLAR

http://www.caydunyasigazetesi.com/sektorel
http://www.lezzetvadisi.com/lezzet/cayin-bilmedigimiz-faydalari.html
http://ekonomi.haberturk.com/makro-ekonomi/haber/743786-hedef-5-6-bin-ton-organik-cay
http://www.dailymotion.com/video/x9mlgb_dunyanyn-ylk-organik-cayyny-urettik_news
http://www.haberci53.com/karadeniz/turk-cayi-organik-cay-olarak-anilacak-h7082.html
http://www.biriz.biz/cay/organik/orgcayicin.htm
http://zaman.bg/katherine-branning-cay-turklerin-esas-ruhu/

Yorum yaz...