Mahalle Kültürü ve Sokak Oyunları

Nilgün Kuzu, Branş öğretmeni (İTÜ), Halk Oyunları ve Müzik

'İçerde Çocuk Kalmasın'

Hepimizin neredeyse hergün bilinçli ya da bilinçsizce söylediğimiz, en azından okuduğumuz, birçoğumuz için hayatının odağı, bir parçası veya tamamıdır çocuklarımız. Burada uzun uzun çocuk nedir, çocuk ne yapar gibi tanımlamalara girmeyeceğim.  Çünkü hepimiz o yollardan geçtik. Çok iyi biliyoruz ki çocuğu oyun büyütür ve odağında içeriği değişse de daima oyun vardır. Burada kendi oyun tanımlamamı yapmak istiyorum ki; ilerleyen satırlarda anlatmak istediklerime bir ayna tutsun. Bence oyun; çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişiminde yüzde yüz etkili, kurallı veya kuralsız gerçekleşen, fakat çocukların her şekilde içinde bulunmaktan hoşlandığı etkinlikler bütünüdür.Benim uzun zamandır kafa yorduğum ve herkesin de düşünmesi gerekliliğine inandığım bir konu var ki o da değişen, dönüşen mahalle oyunları. Çağımız tamam teknoloji çağı ve elbette ki ona ayak uydurmalıyız ama değerlerimizi yitirmeden de ayak uydurabileceğimize, hatta birbirine katarak, çoğaltarak belki de ekleyerek daha anlamlı kılabileceğimize inancım tam.    

Oyunun birçok amacı vardır. Çocuk oyun sayesinde herşeyden önce düşünmeyi, kendi başına karar vermeyi, sorumluluk almayı, işbirliği yapmayı ve bana göre kilit noktalarından biri olan paylaşmayı öğrenir.

Mesela yakar topu hatırlayalım; en az dört kişiyle oynanır ki takım ruhu, bir olma, galibiyet ya da mağlubiyeti paylaşma gibi soyut öğretiler içerir. Hızla gelen toptan kaçmak bazen de can almak için topa doğru koşmak gerektiği için sürekli bir hareketlilik hali vardır. Ayrıca topun nereye gideceğini saptamak gibi küçük hesaplar yapmayı gerektirir.

Demem o ki; bu oyunların öğretisi ve getirisi saymakla bitmez.

Bilgisayar başında, çocukların genellikle tek başına oynadıkları oyunlarla mukayese kabul etmez bence. Bir düşünün; bilgisayarda hazır kurgulanmış, her  zaman olmasa da zaman zaman şiddet içeren, el ve kol dışında hiçbir uzvun hareket etmediği, üstelik bağımlılık yaratan…v.s. bu oyunların çocuklarımıza getirisi ne olabilir ki?

Çocuklarımızın dışarıda oynayabilmeleri için, bir alan bir mahallemiz yok dediğinizi duyar gibi oluyorum. Aslında ben de aynı şeyi düşünüyorum. Kendi kendime mahalle neden bu kadar önemliydi diye  sorduğumda aklıma; çocuklarımızı sahiplenen, koruyup gözeten, birbirine değer ve güven veren insan grubunun yaşadığı, gözümüzün asla arkada kalmayacağını bildiğimiz kişiler geliyor.

Günümüzde bırakın mahallemizdeki insan grubunu yan komşumuzu dahi tanımıyoruz. Aslında bu bir nevi kendimi de ikna yazısıdır. Çünkü hiç selamlaşmadığım bile insanların çocuklarıyla çocuklarımı nasıl dışarı gönderirim diye düşünüyorum? Bu yerini bulmayan saçma bir kaygı da olabilir bakalım yazının sonunda kendimi de ikna edebilecek miyim?

Genel olarak hepimizde hemen hemen her konuda geçmişe özlem, geçmişte yaşananları günümüzde arama, mukayese edip hayal kırıklığı yaşama arayışı ve hatta kolaycılığı vardır. Biraz bundan sıyrılmaya çalışmamız gerektiğini düşünüyorum. Misal kalmayan mahalle kültürüne üzülüp, hayıflanmayı bırakıp, kendimize bir yol çizip, icraata geçmenin zamanıdır bence. 

Hemfikir olduğumuz bir konu var ki o da genelde mahalle kültürü diye bir şey kalmadığıdır. O halde mahalleyi oluşturan parçalardan biri olan apartmanlarımıza kafa yoralım. Benim derdim çocuklarımızın oyun vesilesiyle dışarıya açılıp, daha çok vakit geçirmeleri. Dolayısıyla bazı kaygılarımızın üzerine gitmeliyiz diye düşünüyorum. Komşularımızın hal hatrını sormakla işe başlayabiliriz. Ben bu iletişimlerin çorap söküğü gibi ardışık bir şekilde geldiğine inananlardanım.

Bir taraftan yok olan şeylere ağlamaktan, aslında o şeyleri yok edenin bizler olduğumuzu da göremiyoruz. Aslında mahalle kültürünü, eski çocuk oyunlarını bitiren bizler değil miyiz? Evet bizleriz. Ama aslında bu da bir bedel. Değişen dünyaya uyum sağlamak için birşeyler yer değiştiriyor ya da yok oluyor. Adana Ticaret Odası (A.T.O.) İnşaat  Meslek Komitesi Başkanı Halil Avcı A.A. Muhabirine yaptığı açıklamada; “artık yaşam tarzı değişiyor. İnsanlar köşebaşındaki herhangi bir binadan değil, içerisinde sosyal donatı alanları olan sitelerden daire almak istiyor. Çünkü geçmiş yıllarda kentler bu kadar kalabalık değildi, herkes mahallede birbirini tanır birbirinin çocuğuna gözkulak olurdu. Art niyetli insanlar bulunmazdı” dedi. 

Ben bu bilgilerden yola çıkarak sürekli eskileri yad edip vakit kaybetmek yerine, kendimizi mevcut duruma adapte edip, ondan zevk almaya çalışmanın çok daha mantıklı olduğu kanaatindeyim. Siteleri düşünürsek eğer;  zaten çocuklar sitelerde çok kısa zamanda birbirleriyle tanışıp, gruplaşırlar. Belki eski sıcaklık, samimiyet yoktur ama o bizim bildiğimiz, tanıdığımız duygular. Şimdiki çocukların samimiyet anlayışları da onlara göre şekilleniyor. Yani kıyaslayıp, gereksiz yere kendimizi de, çocuklarımızı da yormayalım.

Benim kafa yorduğum ve en çok rahatsız olduğum durumlardan birisi de; çağımızın en büyük götürüsünün-oyun ve oyuncak için-, zehir gibi çalışan çocuk beyinlerini tembelleştirmesi gerçeği.Şimdilerde telleri kıvırarak yapılan arabalar yerlerini uzaktan kumandalı arabalara, bezden yapılan bebekler yerlerini konuşan bebeklere, elle hareket ettirilen trenler yerlerini son sürat giden trenlere bırakmış durumdalar. Yani herşey hazır. Herşey bir parmaklarının ucunda. Herşey emeksiz, dolayısıyla da heyecansız. Üstelikte hareketsiz.

Düşünsenize; çocuklarımız aklımıza gelebilecek her türlü spor müsabakasını oturdukları yerden gerçekleştiriyorlar. Yeterince koşmuyorlar, zıplamıyorlar, hoplamıyorlar.Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şükran Darcan günde 10 kez sıçrama hareketi yapan çocukların kemik yoğunluğunun yapmayanlara göre yüzde 1.2 daha fazla olduğunu belirterek “kemiklerin ve kasların gerilmesini sağlayacak türde hareketler kemik kazanımının iyi olmasını sağlar.Kemik sağlığı için çocukların bilgisayar ve televizyon karşısında geçirdiği saatlerin azaltılması gerekiyor” dedi. Hani eski toprak diye bir tabir vardır ya işte tam da budur. Eskiler bilinçsizce belki ama kemiklerine yatırım yapmışlar. Hem de ne yaparak? Bol bol sokakta oyun oynayarak.

Çocuk oyunları neden yok oluyor sorusu kafamda dönüp duruyor. Tamam şimdiye kadar bir çok sebebe değindik ama Uzman Psikolog Çağla Dörtlüoğlu’nun bir yazısı kafamda bir ışık daha yaktı. Dörtlüoğlu; mahalle kültürünün yok olmaya başlamasına paralel olarak, çocukların da çocuk olma vasıflarını kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.”Çocuklar ilköğretim hayatlarına başladıktan sonra okul, etüdler, özel dersler, sosyal aktivitelerle o kadar yoğun hale geldiler ki; sokağa çıkıp oyun oynamak onlar için lüks haline geldi” diyor. Kaba bir tabir olacak ama çocuklarımızı yarış atı gibi koşturuyoruz. Bu konuya çok uzun uzun girmeyeceğim. Çünkü başlı başına ele alınması gereken çok önemli bir konu. Sadece yok olan şeylerde eğitim sistemimizinde suçu olduğunu düşünüyorum. Milli eğitim de bu durumu farketmiş olacak ki; unutulmaya yüz tutmuş çocuk oyunlarını kitap haline getirmiş. Gelenekselleşmiş 151 oyunun yer aldığı kitap tüm ilköğretim okullarına ve öğretmen adaylarının yetiştiği eğitim fakültelerine gönderilmiş. Bu çok umut verici bir hareket bence. Bir koldan değil birçok koldan yaygınlaştırmaya çalışırsak daha başarılı oluruz gibi geliyor. Okulda, sokakta ve hatta evde bu oyunların tadını alan çocuklar teknolojik iletişime biraz daha az zaman ayırarak ikili durumu dengelemiş olacaklardır bence. Nedir bu ikili? Hem oyun hem bilgisayar, televizyon v.s.

Aslında çocuk oyunlarıyla ilgili bir sürü umut verici etkinlik düzenleniyor. Bu sene İzmir Konak Belediyesi tarafından 4. Sokak Oyunları Festivali gerçekleştirildi. Konak Belediye’si başkanı Dr. Hakan Tartan öncülüğünde gerçekleşen 2. Uluslararsı Konak Çocuk Şenliği’nin heyecanlı havasında sürecek olan 23 Nisan kutlamaları, 4. Sokak Festivali etkinlikleriyle çocuklaru daha özgür bir dünyaya taşıdı. Konak Belediye Başkanı Tartan; şenlik ve sokak oyunlarıyla çocukları sanal dünyanın içinden çekip aldıklarını belirtti. Çocukların bu dünya içinde sıkışıp kaldıklarına değinen Başkan Tartan, Sokak Oyunları Festivaliyle çocukların unutulan oyun ve oyuncaklarla buluşacağını söyledi. Tartan” Sokakta eski oyunlardan hiçbiri kalmadı ve tek başına bilgisayar oynayan çocuklar var. Oyun oynamak bir kültürdür. Biz bu  oyunları bir nebze olsun yaşatıp, çocuklarımıza tanıtmayı ve unutanlara da hatırlatmayı amaçlıyoruz” dedi. 

Yine bu kez İstanbul’da özel bir okul 6 mayıs 2012 Pazar günü “Haydi çocuklar sokağa, oyun oynamaya” adlı birbirinden güzel ve değişik oyunun yer aldığı “Sokak Oyunları Festivali” gerçekleştirdi.

Ayrıca Tema Vakfı “çocuklar içerde kalmasın” isimli bir proje başlattı. Proje kapsamındaki bilgilendirmeler ise şöyle: Çocukların çevre dostu bir yaşam tarzı benimsemesinde en önemli etkenlerden biri de açık havanın bir öğretim aracı olarak kullanılmasıdır. Araştırmalara göre; doğal ortamlarda düzenli ve sürekli olarak tekrarlanan pozitif deneyimler, sürdürülebilir davranışlar ve yaşam tarzı edinmede etkili olmaktadır. Yani çocuklara yaşatılacak, açık hava deneyimleri, resmi bazlı sınıf eğitimlerinden çok daha etkili olabilir. Bu kapsamda öğretmenler okul bahçelerinde ve yerel yeşil alanlarda ders Bu güzel örnekleri çoğaltmak mümkün. Çocukları önemseyen ve bu konuya kafa yorup icraata geçen bir sürü beyin mevcut çok şükür ki. Ben çocuklarımızın bu konularda geleceğiyle ilgili endişeli değilim. Çünkü ebeveynler çok bilinçli ve teknoloji sayesinde çok da araştırmacı. Eksiklikleri farkındalar ve dolayısıyla da birşeyler yapma telaşındalar.  Zaten farkındalık en önemli adım, gerisi ortak çabalarla gelecektir.

Geçmişten koparmadan, gelecekten çalmadan bugünü yaşamaları için gerekli zemini hazırlamalıyız çocuklarımıza ki, aslında biz de kopmamış olalım.  Biz de bütünün birer parçası olduğumuz için yiten şeylerin içinde biz de varız. Dolayısıyla çocuklarımıza hatırlattığımız şeyler bizim de unutmaya yüz tuttuğumuz şeyler değil midir?r

Yorum yaz...