2A ve 2B hakkında merak edilenleri sorduk

2000’li yıllarda, her türlü kamusal varlığın satışı yoluyla “Hazineye” gelir sağlama politikaları ağırlık kazanmıştır. Bu kapsamda siyasal iktidar da, deyim yerindeyse, “yılana sarılırcasına” “2B arazilerini” satma çabasına girmiştir.

2A ve 2B konusu basında çokça yer aldı ancak genelde satış bedelleri, kimlerin yararlanabileceği, başvuru süreçleri üzerinde çokça duruldu. Haliyle kafalarda hala bir sürü cevaplanmamış soru işareti kaldı. Bizde sorularımızı bu konu üzerine hayli araştırma yapan Yücel Çağlar’a yönelttik…

Öncelikle nedir bu 2A ve 2B arazileri? Bir de sizden dinleyelim...

Bildiğiniz gibi, başta “orman” sayılabilecek yerlerin tanımlanması ve sınırlarının belirlenmesi olmak üzere ormanlar ve ormancılıkla ilgili her türlü iş ve işlem, 6831 sayılı Orman Kanunu’yla düzenlenmiştir. İlk olarak 1956 yılında çıkarılan bu yasanın 1. maddesinde “orman” sayılacak ve sayılmayacak yerler tanımlanmıştır. 2. maddesinde ise bu tanımların dışında, önceleri “orman” sayılmış yerlerden iken çeşitli gerekçelerle artık “orman” sayılmayabilecek yerlere açıklık getirilmiştir. Dayanağı 1961 ve 1982 Anayasalarının ilgili maddeleri olan bu düzenlemenin, dolayısıyla şimdilerde kısaca “2B” olarak anılan uygulamaların ilk adımları sanıldığının tersine çok daha önceleri, 1970’li yıllarda atılmıştır:

Söz konusu uygulamalar, 1961 Anayasasının ormanlarla ilgili 131. maddesinin, 1971 yılında değiştirilmesi ve 1973 yılında çıkarılan 1744 sayılı yasayla 6831 sayılı Orman Kanunu’nun ilgili maddelerinin bu doğrultuda yeniden düzenlenmesiyle başlatılmıştır. Böylece, 1961 sonrasında Adalet Partisi’nin girişimleriyle gündeme gelen uygulama, farklı biçimlerde de olsa bugünlere değin sürdürülmüştür. Ancak, 1982 Anayasasının 169 ve 170. maddeleriyle uygulamaya yeni boyutlar kazandırılmıştır. 6831 sayılı yasanın 2. maddesi de en son olarak 1986 yılında çıkarılan 3302 sayılı yasayla değiştirilerek söz konusu madde, “A” ve “B” olarak iki bende ayrılmıştır.

“A” bendinde yapılan düzenlemeyle;

“Öncelikle orman içindeki köyler halkının kısmen veya tamamen yerleştirilmesi maksadıyla, orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde yarar olduğu tespit edilen yerler ile halen orman rejimi içinde bulunan funda ve makilerle örtülü yerlerden tarım alanlarına dönüştürülmesinde yarar olduğu tespit edilen yerler(in)” hukuksal olarak “orman” sayılmaması olanaklı kılınmıştır.

Maddenin “B” bendiyle ise;

“31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (antep fıstığı, çam fıstığı) gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları(nın)” “orman” tanımı dışına çıkarılabilmesi sağlanmıştır. Nedenleri kolaylıkla kestirilebileceği gibi, günümüze değin “2B” içeriğindeki uygulamalara ağırlık verilmiştir.

Bu uygulamaların tarihsel ve düzen olarak üç evrede yürütülmüştür:

1) 1973-1982 dönemindeki uygulamalar sırasında “orman niteliğini yitirme” durumu için tarihsel sınır “15.10.1961” olarak alınmış; bu yerlerin “orman” sayılmaması için “su ve toprak rejimine zarar vermemesi” ve “orman bütünlüğünü bozmaması” koşulları aranmıştır. Çalışmalar 6831 sayılı yasanın 7-12. maddelerine göre oluşturulan ve çalışan orman kadastro komisyonları tarafından yapılmıştır.

2) 1982-1987 döneminde uygulamalar, 31.12.1981 tarihsel sınır alınarak yapılmıştır. Yine orman kadastro komisyonları tarafından yapılan çalışmalar sırasında “orman” saymamak için “su ve toprak rejimine zarar vermemesi” ve “orman bütünlüğünü bozmaması” koşulları aranmamıştır.

3) 1987sonrasında ise, 1987 yılında çıkarılan 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca orman kadastro komisyonlarının yanı sıra aralarında orman mühendisi bulunmayan kadastro ekipleri de “orman” sınırları dışına çıkarma işlemi yapabilmiştir.

Öte yandan; “2A” uygulaması ise “hiç olmadı” denebilecek boyutlarda kalmıştır. 2000’li yıllarda, her türlü kamusal varlığın satışı yoluyla “Hazineye” gelir sağlama politikaları ağırlık kazanmıştır. Bu kapsamda siyasal iktidar da, deyim yerindeyse, “yılana sarılırcasına” “2B arazilerini” satma çabasına girmiştir.

Peki, neden böyle bir düzenlemeye gerek duyuldu?

Ülkemizde “orman” sayılan yerlerin içinde ve bitişiğinde, şimdilerde sayıları 7 milyon dolayına inmiş yurttaşlarımız yaşamaktadır. Yerleşim yerlerinin ekolojik, ekonomik ve alt yapısal koşulları bu yurttaşlarımız geçinme olanaklarını kısıtlamaktadır. Büyük ölçüde bu nedenle bu yurttaşlarımızın çevrelerindeki orman ekosistemleri ve ormancılık çalışmaları üzerinde çeşitli olumsuz etkileri olabilmektedir. Öte yandan, daha önceleri tüm köylü nüfusun yaklaşık olarak yarısını oluşturan bu kesim, öteden beri, siyasal partiler için “oy deposu” olarak görülmüştür. “Orman” sayılan yerlerin hemen tümünün devlet mülkiyetinde olması ve devletçilik düzeni içinde yönetilmesi, siyasal iktidarlara ormancılık düzeninden “orman köylüsü popülizmiyle” yararlanmasını kolaylaştırmıştır. Ek olarak; kırsal yerleşmelerdeki sınıfsal tabaklaşmanın “keskin” sayılabilecek boyutlarda olması ise, başta egemen sınıflar olmak üzere kimi toplumsal kesimlerin “orman” sayılan yerlerden arazi edinme çabalarını, dolayısıyla bu doğrultudaki taleplerini sürekli kılmıştır.

Ancak, 1980’den sonra, bu durum büyük ölçüde değişmiştir: Özellikle kırsal nüfusu ve etkinlikleri azaltıcı ekonomi politikalarına ve hızlı kentselleşmeye koşut olarak bu kez kentsel yapılaşmalar için “orman” sayılan yerlerden arazi edinme çabaları giderek öne çıkmıştır. Örneğin, özellikle büyük sermayeli inşaat şirketlerinin bu doğrultuda gizli-açık yoğun baskıları gündeme gelmiştir. Bu baskıların yanı sıra 2000’li yıllarda, her türlü kamusal varlığın satışı yoluyla “Hazineye” gelir sağlama politikaları ağırlık kazanmıştır. Bu kapsamda siyasal iktidar da, deyim yerindeyse, “yılana sarılırcasına” “2B arazilerini” satma çabasına girmiştir.

En son 26 Nisan 2012 tarihinde çıkarılan 6292 sayılı “Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun”la 2A ve 2B arazilerinin “değerlendirilmesi”, tümüyle yeniden düzenlendi.

Yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte gerçekte neler değişmiş oldu?

Siyasal iktidar, kamuoyunda “2B arazileri” olarak anılan yerleri rastgele satarak, bir zamanlar öne sürdüğü gibi 25 milyar dolar sağlamayı varsayıyordu. Bunca zamandır konu üzerinde çalışıyorum ama ben bu hesaplamanın nasıl yapıldığını bir türlü anlayamadım, öğrenemedim.

Kamuoyunun olası tepkilerinin en aza indirilebileceği düşünüldü sanırım?

2003 yılında yapılan kamuoyu çalışmalarına ağırlıkla bu doğrultuda olduğuna bakılırsa, belki. Ancak, bu hesaplama doğru değildi. Zaten bir süre sonra da bu beklenti 5 milyar dolar dolayına indirildi.

Bir yandan siyasal iktidarın bir yandan da “2B arazilerinin” satılmasına karşı duranların çabaları konunun sürekli olarak gündemde kalmasına yol açtı. Dolayısıyla, bu kez de “2B arazilerini” herhangi bir yolla işgal etmiş ve/veya herhangi bir yolla satın alıp yapılaştırmış çevreler de “sorunun” bir an önce “çözümlenmesini” bekler olmuştur. Ancak, deyim yerindeyse “kuyuya atılmış taşı çıkartmak” hiç de kolay olmamıştır: 2003 yılında siyasal iktidar bu doğrultuda çeşitli çabalara girmiş; Anayasayı bile değiştirmeye kalkışmış ve sonunda da bu yıl 6292 sayılı yasayı çıkarmıştır.

Bu yasayla ilgili olarak yapılabilecek en genel değerlendirme;

1) Yasa yalnızca “2B arazilerinin” değil “2A arazilerinin” yanı sıra Hazineye ait tarım yapılabilir arazilerin de satışını olanaklı kılmaktadır;

2) Yasanın, adında geçen “Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi…” amacıyla uzaktan yakından hiçbir ilişkisi yoktur;

3) Yasa, Anayasanın 169 ve 170. maddeleri ile Anayasa Mahkemesi’nin 1989 ve 2002 yılında aldığı konuyla ilgili kararlarına aykırıdır;

4) Yasa, temelde, “2B arazisi” işgalcileri ve tüccarlarını “hak sahibi” sayarak aklamakta; büyük inşaat şirketlerine ve “kentsel dönüştürüm” uygulamalarına “orman manzaralı arsa” sağlamayı amaçlamaktadır;

5) Yasa, son derece anti demokratiktir ve temel hukuk ilkelerine aykırıdır; yeni ve içinden çıkılması neredeyse olanaksız uygulamalara yol açabilecektir;

6) Yasanın getirdiği kurallar öngörüldüğü gibi yaşama geçirilmeye kalkışıldığında çeşitli ekolojik sorunlara neden olabilecektir.

7) “Devlet ormanı” sayılan yerleri orman yakma, tarla açma, yerleşme vb. yollarla “ikibelik” duruma getirme eylemlerini özendirebilecektir. Savları öne sürülebilir.

Ne yazık ki; bu olasılıkların tümünü ayrıntılı olarak tartışabilme olanağına sahip değiliz. Ama bu bağlamda, hiç olmazsa TBMM’de grubu bulunan öteki siyasal partilerce de büyük ölçüde desteklenen 6292 sayılı yasanın Anayasa aykırılıklarını sergilemeyi gerekli görüyorum.

Evet, yasa yürürlüğe girdi; ne Ana Muhalefet Partisi ne de öteki ilgili kuruluşların herhangi bir iptal başvurusu olmadı. Ama “yeni” bir anayasanın hazırlanması gündemdedir. Bu durum göz önünde bulundurulursa, 6292 sayılı yasanın Anayasaya aykırılıklarının kısaca olsa tartışılmasında yarar var…

Bildiğiniz gibi, Anayasanın 169 ve 170. maddelerinde “orman sınırları dışına çıkarılacak yerler” ile ilgili iki temel kurala yer verilmiştir:

Bu kurallara göre daha önce “orman” sayılan yerlerden iken;

• “31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş yerler” ile

• “bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen yerler(in)” “orman” sayılmaması olanaklıdır.

Ancak, yine Anayasaya göre bu yerlerden “31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş yerlerin” ancak ve de yalnızca “ormanlar içinde veya bitişiğindeki köy halkının kalkındırılması, ormanların ve bütünlüğünün korunması bakımlarından…” değerlendirilmesi olanaklıdır. Bu bağlamda sözü edilen “değerlendirme” sözcüğünün ise yalnızca “satış” olarak anlaşılamayacağı açıktır.

Çok boyutlu bir düzenleme olan 6292 sayılı yasayla;

1) “2B arazilerinin” satışından elde edilmesi düşünülen gelirlerle Anayasanın bu kuralına aykırı olarak çeşitli harcamalar yapılabilecektir. Sözgelimi, bu gelirlerin; “yüzde üçünü geçmemek üzere Bakanlar Kurulunca belirlenecek miktarı, … yatırım amacıyla kullanılmak üzere Vakıflar Genel Müdürlüğü” hesabına ödenecek; “kalan tutarın yüzde doksanını geçmemek üzere Bakanlar Kurulu kararıyla belirlenen orana karşılık gelen bölümü” ise

• “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçesinde afet riski altındaki alanların dönüştürülmesinde kullanılmak üzere özel ödenek” ve/veya

• Genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilecek tutarlar karşılığı, “nakledilecek orman köylülerine ait taşınmazların kamulaştırılması”, “2/A alanlarının ıslah, imar ve ihyası, iskânı”, “orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi”, “2/A ve 2/B alanlarının en az iki katı verimsiz orman alanlarının ıslahı” ve “yeni orman alanlarının tesisi için” kullanılmak üzere “gelir” olarak genel bütçeye aktarılabilecektir. Böylece, 6292 sayılı yasayla Anayasanın 170. maddesindeki “Ormanlar içinde veya bitişiğindeki köyler halkının kalkındırılması, ormanların ve bütünlüğünün korunması” kuralıyla bağdaştırılamayacak harcamalar yapılabilecektir.

2) “2A arazileri” orman köylüsü sayılan herkese verilebilecektir: Anımsayabileceğiniz gibi, Anayasanın özellikle 170. maddesinde, dolayısıyla 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2. maddesinin “A” bendinde, ülkemizdeki tüm “orman” sayılan yerlerin ormancılık dışı amaçlarla kullanılabilmesine, “toprak reformu” gibi dağıtılabilmesine yol açabilecek kurallara yer verilmiştir. Bugüne değin hemen hemen hiç uygulanmayan bu anayasal ve yasal kurallar 6292 sayılı yasayla akıl almaz bir kargaşa içinde, keyfi ve daha da önemlisi Anayasanın 170. maddesine aykırı olarak yaşama geçirilebilecektir. Daha önce de belirttiğim gibi, Anayasanın 170. maddesine göre; “bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen yerlerin” yani “2A arazilerinin” ancak ve yalnızca “orman içindeki köyler halkının kısmen veya tamamen bu yerlere yerleştirilmesi için” kullanılması ve bu amaçla da gerektiğinde “Devlet eliyle anılan yerlerin ihya edilerek bu halkın yararlanmasına tahsisi” edilebilmesi olanaklı kılınmıştır. Sözgelimi;

• Anayasanın 170. maddesinde sözü edilen köylüler yalnızca “orman içindeki köyler halkıdır”. Başka bir söyleyişle; Anayasanın 170. maddesi, “orman kenarı köylerini” kapsamamaktadır: 2000 yılı verilerine göre “orman içi” sayılan köylerin sayısı 2529 ve toplam nüfusları 7,3 milyondur. Buna karşılık “orman kenarı” sayılan köylerin sayısı ise 4850 ve toplam nüfusları ise 12,3 milyondur. Başka bir söyleyişle; 6292 sayılı yasayla “2A arazilerine” yerleştirilebilecek ve/veya bu arazilerin “yararlanmalarına tahsis edilebileceği” “köylü” sayısı, 2000 yılı verilerine göre 7,3 milyondan 19,6 milyona çıkarılmaktadır. Oysa “orman kenarı köy” tanımı “orman içi köy” tanımına göre son derece esnektir ve “gerektiğinde” kapsamı daha da genişletilebilecektir.

• Anayasanın 170. maddesinde sözü edilen işlem “2A arazilerinin”, yalnızca “orman içi köyler halkının yararlanmalarına tahsisi”dir. Oysa 6292 sayılı yasanın 7. maddesinin 1. fıkrasının “a” bendine göre bu arazilerdeki “taşınmazların tapu kayıtları bedel alınmaksızın” geçerli sayılabilecek, daha açık bir söyleyişle hukuksal olarak mülk edinilebilmiş olacaktır.

Ek olarak, 6292 sayılı yasayla yapılan düzenlemeler Anayasa Mahkemesi’nin 1989 ve 2002 tarihlerinde aldığı kararlara da açıkça aykırıdır: Anımsanabileceği gibi, Anayasa Mahkemesi bu kararlarında;

“Orman niteliğini yitiren yer, orman toprağı olmakla devletindir. Bu nitelikte bir yer ancak ihya edilerek Anayasa doğrultusunda köylüye verilebilir, kişilerin özel mülkiyetine geçirilemez. 170. madde, açıkça orman sayılan yerlerin belirtilen nedenlerle orman dışına çıkarılması durumunda orman içindeki köyler halkının kısmen ya da tamamen bu yerlere yerleştirilmesinden önce devlet eliyle ihyayı öngörmüştür... Orman köylüsünü korumayı amaçlayan Anayasa'nın 170. maddesi, orman sınırı dışına çıkarılan yerlerin orman köylüsünün yararlanmasına ayrılmasını öngördüğünden, orman köylüsü olup olmadığı ayrımı gözetilmeden, iskân suretiyle bu yerlerin tapusunu alan kişilere bu yerlerin mülkiyetinin devri Anayasa'ya aykırıdır." gerekçesine yer verilmiştir. Kısacası, 6292 sayılı yasayla Anayasaya aykırı uygulamalara dayanak sağlanmış olmaktadır. Bu dayanaktan hareketle yapılacak uygulamalarla çözümlenmesi son derece güç ve kimileri de olanaksız ekolojik, ekonomik, toplumsal ve siyasal olumsuzluklar gündeme gelebilecektir.

Kentsel dönüşüm konusu bir süredir ülke gündeminde yer alıyor. 2A ve 2B arazileri ile ilgili yapılan değişikliklerin kentsel dönüşüm çalışmaları ile nasıl bir ilgisi var? Çünkü söz konusu yasal düzenlemede TOKİ’ye de çeşitli yetkiler veriliyor. Maliye Bakanlığı da bildiğimiz kadarıyla 2A ve 2B arazi satış gelirlerinin büyük bir kısmını “Kentsel Dönüşüm” uygulamalarına aktarabilecek. Ayrıca 6292 sayılı kanunun 8. maddesinin 3. Şıkkında “...birden fazla teklif olması halinde, öncelik sıralaması TOKİ, büyükşehir belediyeleri...” şeklinde devam eden açıklamalar yer alıyor.

Gerçekte Anayasanın söz konusu maddelerine göre hiçbir ilişkisinin olmaması gerekiyor ama var:

6292 sayılı yasanın 2. maddesinde “Proje Alanı” tanımı yapılıyor. Maddenin “f” fıkrasına göre “proje alanı”;

“2/B alanlarını ve proje bütünlüğünü sağlamak amacıyla gerektiğinde bu alanların dışında kalan yerleri de kapsayan ve sınırları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı veya ilgili büyükşehir ya da diğer belediyelerce belirlenen ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca onaylanan gecekondu veya kentsel dönüşüm projesi uygulanacak alanları”

olarak tanımlanmıştır. Yasanın 8. maddesinin 1. fıkrasında ise;

“…proje alanı belirlemek isteyen 2 nci maddenin birinci fıkrasının (f) bendinde belirtilen idareler tarafından bu alanın sınırları tespit edilerek, alana ait uydu fotoğrafları, varsa her tür ve ölçekteki plan, parselasyon planı, mülkiyet bilgileri, kadastral paftaları ve hâlihazır haritalarıyla birlikte proje alanı sınırı onaylanmak üzere belediyeler tarafından valilikler aracılığıyla, TOKİ tarafından doğrudan Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gönderilir. Bu alanlar, adı geçen Bakanlık tarafından talebin intikal tarihinden itibaren otuz gün içerisinde aynen veya değiştirilerek onaylanır ya da reddedilir ve teklif sahibi idareye bildirilir.”

kuralına yer verilmiştir. Bunların yanı sıra maddenin 2. fıkrasında yer verilen tanım ve kurallarla, TOKİ ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın her türlü keyfi uygulamasını olanaklı kılmıştır. Dahası, maddenin sonraki beş fıkrasıyla bu durum iyiden iyiye pekiştirilmiştir. Sözgelimi, 5. fıkraya göre “proje alanı” olarak belirlenip ilgili idareye (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, TOKİ, büyüksehir belediyeleri ve belediyeler) devredilen yerlerde

“…her ölçekteki imar planları ve değişiklikleri ile bu planlara dayalı olarak yapılacak imar uygulamaları, parselasyon planları, ifraz ve tevhit işlemleri proje alanı sahibi idare tarafından…”

zorunlu kılınmakta; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na da bu planları onama yetkisi verilmektedir. Bu arada, “proje alanı” üzerindeki her türlü taşınmazın da anılan Bakanlığa devredilebileceğini belirteyim.

Bu, çok açık söylüyorum; ancak diktacı yönetimlere özgü uygulamalara dayanak olabilecek bir düzenlemedir.

Bizler, gerçekleştirilen bu düzenlemelerden nasıl etkileneceğiz?

Açıktır ki, bu soruya verilebilecek yanıt, söz konusu arazilerle ilişkinize, yaklaşım biçiminize göre farklı olacaktır: Sözgelimi;

• “2B arazisi” işgalcisi iseniz eğer, durumunuz en azından hukuksal olarak aklanacaktır.

• İşgalcilerinden satın alınmış bir “2B arazisine” ve/veya bu arazi üzerindeki yapıların sahibi iseniz eğer ikinci kez satın alma bedeli ödeyeceksiniz; üstelik bu bedelin belirlenmesinde hiçbir söz hakkınız olmayacak eğer konuyu yargıya taşırsanız bu araziyi satın alma hakkını da yitirebileceksiniz.

• Bilinçli bir “ormansever” iseniz eğer, bu uygulamaların orman ekosistemlerini yok edici eylemleri özendirip yaygınlaştırabileceğinden, örneğin bu yıl olduğu gibi orman yangınlarını “tetikleyebileceğinden” derin kaygılar duyup üzüleceksiniz.

• İçten bir kamusalcı iseniz eğer kamu varlıklarının parası olan herkese, dilim söylemeye varmıyor ama gerçek, söyleyeceğim; “peşkeş çekilmesi” karşısında kahrolacaksınız.

• Gerçekten demokrat bir insansanız eğer, siyasal iktidarın tam da yerel seçimler öncesinde 6262 sayılı yasa uygulamalarıyla yandaş belediyelere siyasal kazanımlar sağlayabileceğini görecek ve Orhan Gencebay’ın “batsın bu dünya” şarkısını anımsayıp hüzünleneceksiniz.

Bilmem anlatabiliyor muyum?

2B” konusu “bitmiş kapanmış” görünebilir ancak yol açabileceği ekolojik, ekonomik ve toplumsal yıkımlar gündeme geldiğinde, deyim yerindeyse “iş işten geçmiş olacak”

Sizce bu düzenleme ve uygulamaların ne şekilde yapılması gerekirdi?

Ortada iki boyutlu bir konu vardır: Bir; “2B arazilerinin” değerlendirilmesi. İki; “orman” sayılan yerlerin “orman içi köyler halkının” yararlanmasına tahsis edilmesi. Ancak, çok daha önce yapılması gereken başka işler de var.

1) “Yeni” Anayasa hazırlanıncaya değin “2B arazilerinin” satışı durdurulmalıdır:

2) “Yeni” Anayasa yürürlüğe girinceye değin aşağıdaki düzenlemeler yapılmalıdır:

• 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2. maddesinin “A” ve “B” bentlerinde sözü edilen yerlerin, 1983 yılında çıkarılan 2896 sayılı yasayla yapılan değişiklikte olduğu gibi yalnızca “…devlet eliyle ihya edilerek kısmen veya tamamen orman içi köyler halkının yerleştirilmesi veya bu amaçla değerlendirilmesi maksadıyla, orman sınırları dışına” çıkarılmasını sağlayacak biçimde düzenlenmelidir.

• 6831 sayılı yasanın yukarıda önerildiği biçimde yeniden düzenlenecek 2. maddesinin uygulanması sırasında herhangi bir yerin “orman sınırları dışına çıkarılabilmesi” kararının verilebilmesi için de; açıkça tanımlanmış bir kamusal yararının ençoklanması, başka seçeneklerin bulunmaması durumlarında ancak, “su ve toprak rejimine zarar vermeme”, “orman bütünlüğünü bozmama”, “çevresindeki orman ekosistemlerinin tüm öğeleriyle kendisini yenileyebilme gücüne zarar vermeme” ve “ormancılık çalışmalarının etkenlik, verimlilik ve kârlılık düzeylerini düşürmeme” koşullarının eş zamanlı olarak aranması sağlanmalıdır.

3) 6292 sayılı yasayla yürürlükten kaldırılan 2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmasının Desteklenmesi Hakkında Kanun yalnızca “2B” uygulamalarıyla artık “orman” sayılmayan yerlerin “değerlendirilmesine” yönelik olarak yeniden düzenlenmelidir. Bu çalışmalar sırasında “orman köyü” sayılan yerleşmelerin tümü değil; “bulundukları yerlerde kalkındırılamayacaklarına” karar verilenler ile “orman” sayılan yerlerin güvenliği ve ormancılık çalışmalarının etkenliği yönünden sorun yarattıkları belirlenen yerleşmeler “öncelikli hedef kitle” olarak kapsama alınmalıdır.

4) “Orman” sayılabilecek ve sayılmayabilecek yerlerin belirlenmesi ve sınırlandırılması çalışmalarının ormancılık biliminin gerekleri doğrultusunda yapılabilmesi sağlanmalıdır.

Bu amaçla;

• 6831 sayılı Orman Kanunu’nun orman kadastrosu çalışmalarını düzenleyen 7-12. maddeleri yeniden düzenlenmelidir. Bu kapsamda; 6831 sayılı yasanın 7. maddesi, orman kadastrosu çalışmaları olabildiğince en kısa sürede bitirilmesini, orman kadastro komisyonları ve ekiplerinde ormancılık eğitiminden geçmişlerin sayısal çokluğunu, karar süreçleri demokratikleştirilebilmesini; orman kadastro komisyon ve ekiplerinde işlendirilecek personelin özlük hakları iyileştirilmesini sağlayabilecek düzenlemeler yapılmalıdır

• 6831 sayılı yasanın 8-11. maddeleri; “orman sınırları dışına çıkarma” kararlarına yerel orman işletme müdürlükleri ile TMMOB Orman, Ziraat, Harita ve Kadastro, Çevre, Şehir Planlama Mühendisleri Odaları başta olmak üzere ilgili öteki demokratik kitle örgütlerinin de itiraz edebilme olanağı getirilmelidir.

• 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 2005 yılında çıkarılan 5304 sayılı yasayla yeniden düzenlenen 4. maddesi yürürlükten kaldırılarak kadastro ekiplerinin orman kadastrosu, saptanan yanlışlıkların düzeltilmesi vb çalışmaları da yapabilmeleri engellenmelidir;

• 2009 yılında çıkarılan 5831 sayılı Tapu Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un orman kadastrosu ile ilgili maddeleri yürürlükten kaldırılmalıdır.

“2B arazilerinin” değerlendirilmesine gelince… Bu arazilerin ülke genelinde gerek nitelikleri ve gerekse kullanılma biçimleri aynı değildir. Sözgelimi saptamalara göre 4,7 milyon dönüm “2B arazisinin” % 4,7’si “yerleşim yeri” ve % 33,2’si de “tarımsal amaçlarla” kullanılmaktadır. Bu arazilerin % 62,2’sinin ne durumda ve kimler tarafından nasıl kullanılmakta olduğu ise tam olarak belirlenmiş değildir. Çok daha önemlisi, tüm “2B arazilerinin” nasıl kullanılması gerektiği çok boyutlu irdelemelerle belirlenip planlanmamıştır. Bu nedenlerle “2B arazilerinin” değerlendirilmesine yönelik uygulamalar kamu yararı gözetilerek farklılaştırılmalıdır. Böylesi bir yaklaşım yeğlendiğinde üç boyutlu bir uygulama yapılmalıdır:

1) Yapılaşmış “2B Arazilerinin” değerlendirilmesi sırasında kentsel ve kırsal yerleşmeler, özellikle de köyler arasında kamusal yararın ençoklanabilmesi temelinde bir ayrım gözetilmelidir. Bu kapsamda çevresel, toplumsal ve ekonomik yönden sakıncasız yerlerden özel kişi ve kuruluşların kullanımdakileri, bulundukları yerlerin benzer konumdaki ortalama arazi değişim değerleri üzerinden kullanıcılara satılabilmelidir. Bu yolla elde edilebilecek gelirler ise, içinde bulundukları yoksunluklar nedeniyle çevrelerindeki orman ekosistemlerine zarar verdikleri ve/veya ormancılık çalışmalarının etkenlik düzeyini düşürdükleri belirlenen köylülerin durumlarının iyileştirilmesi; somut olarak da 2924 sayılı yasanın yaşama geçirilmesi amacıyla kullanılmalı; bu amaçla, Türkiye Ormancılık Kooperatifleri Merkez Birliği vb ilgili demokratik kitle örgütleriyle işbirliği yapılmalıdır.

2) Tarımsal amaçlarla kullanılmakta olan “2B arazilerinin”, arazi kullanım yetenekleri belirlenmeli; bu amaçla Anayasanın 171. maddesi doğrultusunda üreticilerin tarımsal kalkınma kooperatiflerde örgütlenmeleri özendirilmeli, kooperatiflerin etkinlikleri çeşitli yollarla desteklenmeli; bu arazilerin tarım dışı amaçlarla kullanılmasına izin verilmemeli; tarımsal üretime uygun olmayan “2B arazileri” yeniden orman ekosistemleri oluşturmak amacıyla değerlendirilmelidir.

3) Yeniden orman ekosistemleri oluşmuş ve oluşturulabilecek “2B Arazilerinin” yeniden hukuksal olarak “orman” sayılmasına yönelik girişimlerde bulunmaktadır. Bu girişimlerin hukuksal dayanakları güçlendirilmelidir. Yeniden orman ekosistemi oluşturulabilecek ve/veya oluşturulması gereken “2B arazilerinde” ise yöre halkının da katılımlarıyla hazırlanacak tümleşik havza yönetim planları doğrultusunda çok amaçlı ağaçlandırma çalışmaları yapılmalıdır. Bu amaçla, uygun ekolojik koşullara sahip “2B arazileri”, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 57-67. maddeleri ile 4122 sayılı Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Seferberlik Kanunu’nun “Devletin Hüküm ve Tasarrufu Altındaki Arazilerde Tespit, Tahsis ve İzin “ başlığı altında yer verilen 4. maddesi kapsamında sayılan kurum ve kuruluşların çok amaçlı ağaçlandırma çalışmalarına tahsis edilmelidir. Yerleşme yerlerinin yakınlarındaki “2B arazilerinin” ağaçlandırılması sırasında “kent ormanlarının” ile gürültüyü, hava kirliliğini önleyebilecek, yakındaki “devlet ormanı” sayılan yerlerdeki orman ekosistemleri için bir tür “güvenlik kuşakları” oluşturabilecek yapıda orman ekosistemlerinin oluşturulması hedeflenmelidir.

Son olarak somut örnekler vermek gerekirse, örneğin; İstanbul ya da Antalya ya da başka illerde bu arazilerin büyüklüğü ne kadardır?

Hemen söyleyeyim: Son saptamalara göre, 4,7 milyon dönüm arazi artık “orman” sayılmamaktadır; başka bir söyleyişle “2B arazisidir”. İllere ve kimi illerde de ilçelere göre dağılımı, bu arazilerin kimler tarafından hangi amaçlarla “yaratıldığını” açıklıkla ortaya koymaktadır:

• Tüm “2B arazilerinin” % 58’i sırasıyla; Antalya, Mersin, Balıkesir, Ankara, Adapazarı, Muğla, İstanbul, Bolu, Samsun ve İzmir’de bulunmaktadır.

• İstanbul’daki toplam 258 699 dönüm “2B arazisinin” % 45,7’si Tuzla, % 20,5’i Pendik, % 16,3’ü Beykoz, % 9,1’i Maltepe, % 5,4’ü Şile ve % 2,4’ü de Ümraniye’dedir.

• Antalya’daki toplam 425 730 dönüm “2B arazisinin” ise; % 19,3’ü Aksu, % 17,5’i Kaş, % 15,1 Kepez, % 7,1’i Manavgat ile Serik, % 6,2’si Alanya, % 6’sı Döşemealtı, %4,3’ü Konyaaltı, % 3’ü Gazipaşa ve % 2,9’u da Demre’dedir.

Sanırım bu veriler “2B arazilerinin” hangi amaçlarla “yaratıldığını” da açıklıkla sergiliyor. Öte yandan, bu verilerden, “2B” tartışmalarının duygusal “orman popülizmine” indirgenmesinin ne denli anlamsız ve büyük bir yanılgı olduğunu ortaya koyuyor.

Herhalde söyleyecek bir “son sözünüz” de vardır?

Olmaz olur mu, var: Öncelikle artık “bitmiş, kapanmış bir dosya” olarak görülen konuyu duyarlılıkla gündemde tuttuğunuz; henüz ayırtına bile varılmamış “2A” uygulamalarına dikkat çekme fırsatı verdiğiniz için size teşekkür ederim. Ama bir sözüm daha var: “2B” konusu “bitmiş kapanmış” görünebilir ancak yol açabileceği ekolojik, ekonomik ve toplumsal yıkımlar gündeme geldiğinde, deyim yerindeyse “iş işten geçmiş olacak”. Ayrıca bir de “2A” uygulaması var ki, bu uygulamalar “2B”nin yol açabileceği yıkımları da aratabilecektir. Çünkü “2A”, temelde, ülkemizdeki “orman” sayılan 212 milyon dönümde uygulanabilecektir. Daha açık bir söyleyişle, 212 milyon dönümdeki; “…orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde yarar olduğu tespit edilen yerler ile halen orman rejimi içinde bulunan funda ve makilerle örtülü yerlerden tarım alanlarına dönüştürülmesinde yarar olduğu tespit edilen yerler.” “orman” sayılmayabilecektir.

Bu uygulamalar, özellikle 6292 sayılı yasada öngörüldüğü gibi ve “2A” tartışmaları da “2B” tartışmaları gibi yapıldığında deyimin tam anlamıyla, “ört ki ölem…”

Yorumlar

derya diyor ki: (17 Mayıs 2016)

gebze de babam rahmetli 2b arasini makkemelik oldu bütün köylüler ben küçüktüm hatırlamıyorum arşiv den bulsam geri alabilir miyim

mehmet diyor ki: (14 Mart 2016)

tapulu arazimi devlet orman diye aldi bunu hangi kanuna dayanarak aldiğini devlet mallina kayd ettiğini merak ediyorum selamlar bu kanunu bulamadim hangi tarihde cikan kanun a göre bunu istimlak etti

kastamonu diyor ki: (23 Şubat 2016)

2b ye ayrılan tarlalar kadastro çalışanlarının yanlış uygulaması sonucu, işlem aceleye getirildi, nüfus kayıtları vergi kayıtları dikkate alınmadan işlem yapılmış, askı süresi bir aydı ve kimse görmeden her şey oldu bittiye getirildi, Köyümüzde adeta ormana ağaca verdiğimiz değerin bedelini ödüyoruz, orman yada b arazisi ayrırdıkları yerlerde ağaçların yaşından belli kaç yıldır çalışıldığı, köyleri boşaltmak için kadastro memurları adeta el birliği yapmış,

sabahattin diyor ki: (15 Şubat 2016)

merhabalar,ben Adana da ikamet etmekteyim bizim işlediğimiz bir miktar orman hazinesi işliyoruz ayrıca ercimilisinide yatırıyoruz bu yere halalarım ve amcalarım itiraz etmekteler bu yerin devlet 2b leri satışa çıkardığında bu yerlerin tapusunu alabilirmiyiz yoksa devlet ormana ayırabilirmi! acill cevaba ihtiyacım var yardımcı olabilirmisiniz lütfen..

sevim diyor ki: (10 Şubat 2015)

Yiyin efendiler yiyin.Aksırıncaya kadar tıksırıncaya kadar patlayıncaya kadar yiyin...Tarımı ve köylüyü bitirin.

remzi uğuz diyor ki: (28 Ekim 2014)

Sayın abim.bizim senelerden beri ektiğimiz kıraç susuz araziye hazineye ait orman arazisi olarak devlet el koydu.bizde korktuğumuzdan tarlaya bir kazma dahi vurmuyoruz.bu arazi 35 donum var,ben burayı nasıl satın alabilirim?çokmu zor almak?ve burayı zeytinlik bahçesi yapmak istiyorum.ne yapmak gerekir?beni atdınlatırmısınız

ali haydar boyraz diyor ki: (13 Haziran 2013)

yaklaşık olarak 4 ay önce kaynarca arif ağa köyünde 11870mk yer aldım tanıdık vasıtasıyla emlakçıda daha sonra öğrendimki 1931 yılında vatandaşın biri tapum var diye mahkemeye başvurup aldığımız 2b tapulu yere tedbir koydurtmuş 13 yıldır mahkeme devam ediyor şu an bende mağdurum yetkililerin buna çözüm bulmaları gerekir orman diye köylüye veriliyor arkasında tedbir gereği veriliyor çelişki değilmi 13 yıl beklenmiş benim daha ne kadar bekliyecepim malumunuz ya sabır.

abdullah çakır diyor ki: (08 Mayıs 2013)

köylerdeki sorunlar hakkında birde ben yazayım dedim. ben giresun tirebolu karaahmetli köyünden abdullah çakır.köyüm devletin internet sayfasında orman köyü değil ama yinede köylüyü yani bizi sıkıntıya sokacak uyğulamalar yapılarak köyümde hisseli osmanlı ve türkiye cumhuriyeti tapulu yerlerimizi içinde yüklü miktarda yani 100 senelik fındık bahcesi olan yerlerin yüzde onunu orman dediler gerekce osmanlı tapusu olması allah aşkına nere tapusu olacak 1951 dede babam rahmetli TC tapusu almış ben dava edtim bana düşen 2 dönüm yere tapumun içinde 50 hanenin yani osmanlı tapusunun içinde hisse sahibi olan akrabalarım tirebolu orman işletme müdürlüğüne giderek bizim yerlerimiz ne olacak demişler.bakın cevaba abdullah çakır dava acmış 90 dönüm yere demişler akrabalarımı benim üstüme kışkırtmışlar .be cahil müdür sen bunun suç olduğunu bilmiyormusun .90 dönüm dediğin yerin yüde doksanı yeni tapu edildi ben yüde onun içinde kalan yerin iki dönümüne dava actım bunu niçin vatandaşa anlatmıyorsunda beni hedef tahtası yapıyorsun.işte beceriksiz idarecilerin yaptığı tahribat.siteni ac orman olmayan köylerin yanına varma.her şeyi her yerde tartışırım .gönüllüler aydos ormanlarını koruma ve geliştirme der.baş.saygılarımla

fatih koruyucu diyor ki: (09 Nisan 2013)

öncelikle size şunu söylemek istiyorum olaylara hep tek yönlü bakmayın bende bir 2a maduruyum 1995 yılında 2b ile orman alanının ayrılması için devlet memurları bizim köye gelmiş ve benim 15 dönüm arazimi yani 1950 den bu yana kullandığımız arazinin 12 dönümünü ormana bırakmış 3 dönümünüde 2bye bırakmış şimdi size soruyorum burda bizim sucumuz ney sizler orda masanın başında oturduğunuz yerden güzel atıp tutuyonuz ordan konuşmak kolay bişe bilmiyorsunuz gelin olayları yerinde incelen fotoraflı belgeli konuşun ben sakarya/akyazı da oturuyom

Yorum yaz...