Hukukçu Gözüyle Türkiye’nin HES Gerçeği

Av. Yakup Ş. OkumuşoğluAv. Yakup Ş. Okumuşoğlu (ÇEHAV- Çevre ve Ekoloji Hareketi Avukatları Grubu Üyesi): “Gelecek nesiller suyun kamuya ait olduğu algısından yoksun yetişmiş olacaktır…”

Türkiye’deki HES davaları konusunda öne çıkan hukukçulardan biri olan Avukat Yakup Şekip Okumuşoğlu, hukuki ve ekolojik yönlerini ele aldığı kapsamlı değerlendirmesinde, HES’lerle ilgili yaşanan sürece ışık tutuyor. İşte bir hukukçunun gözüyle Türkiye’nin HES gerçeği…

AKARSULARIMIZ 10 BİN KİLOMETRELİK KANALLARA HAPSEDİLECEK’

2001 yılında çıkartılan 4628 sayılı yasa ile; “enerji” bir sektör faaliyeti olarak kabul edilip gerçek ve tüzel kişiler aracılığı ile bu hizmetin verilmesi planlamıştır. Enerji üretim ve dağıtımında özelleştirmeler yapılmış, bunun yanında temeli hukuken tartışmalı  “su kullanım hakkı anlaşmaları” ile akarsular da gövde oluşturduğu rakımlardan itibaren   “hidrolojik enerji kapasiteleri” üzerinden, parçalar halinde 49+49 yıllığına özel sektöre satılmıştır. Enerji faaliyetinin kamu hizmeti olarak görülmesinden çıkartılıp kar-zarar ekonomisi kapsamına ele alınması ile ülkenin dört bir yanındaki akarsuların “hidrolojik kapasiteleri” özel sektör tarafından adeta kapışılmış; kar etme dışında kaygısı olmayan özel sektör, akan her suyu ekonomik olarak değerlendirilmemiş boşa akan bir doğal kaynak olarak görmüş,  ve neticede Anadolu’da 2000 civarında küçük orta büyük,  10 bin civarında ise mikro hidroelektrik santral için proje oluşturmuştur. Anadolu’nun tüm vadilerinin şantiye alanına döndüğü bir gerçeklikte; Anadolu kırsal yaşamının temeli akarsular ve bu alanlarda kültürler maalesef ortadan kalkmak üzeredir. 2 bin civarı orta-büyük ölçekteki hesin inşasının 2023 yılında tamamlanması planlanmaktadır. Tümü inşa edildiğinde ortalama bir hesapla 10 bin km boyunca akarsularımız kanal, boru ya da tünellere hapsedilmiş olacaktır. Akarsular ancak denize, göle ya da bir başka nehire katıldığı noktada  izlenebilir hale gelecektir.  Bir nehir tipi hidroelektrik santral kurmak için önce uygun özelliklere sahip “akarsu” gereklidir. Santralinin kurulma aşamasında ve işletme aşamasındaki ilk etkisi “akarsu” üzerinde gerçekleşmektedir. Akarsuyun ne olduğu, bir hesin akarsu ekosistemine etkisini anlamak için ise “Akarsuyu” anlamak gerekir. Anadolu’nun hemen her bir akarsuyu üzerinde birden fazla hidroelektrik santraller planlandığı bir vakıadır.

CANLILIĞI DEVAM ETTİREN BÜYÜK SİSTEMCANLILIĞI DEVAM ETTİREN BÜYÜK SİSTEM

“Akarsu”; güneş nedeni ile oluşan buharlaşmanın neticesinde yüksek dağlara yaklaşan havanın yoğuşması ile yağışa geçen, yağış nedeni ile suyun bir araya gelip akışa  geçtiği, akışı boyunca aktığı zemini aşındıran, aşındırırken aktığı zeminin yapısına ve aşınım süresine bağlı olarak çeşitli vadileri oluşturan, oluşturduğu çukurluğun içinde akışına devam ederken karasal ekosistemlere etkilerde bulunan, su çağlayanlarının yeniden okyanusa, denize ve göllere ulaşmasını sağlayan, böylece su döngüsünün oluşturduğu, ve bu döngüyü milyonlarca yıldır sürdürülmesine  hizmet eden yapı ve kendi başına da ayrı bir ekosistemdir. Diğer yandan akarsu akışa geçtiği dağların en üst notasından okyanusa denize ya da göllere karışına kadar aktığı zeminin etkileri ile değişen, değiştikçe kendi ekosistemi de  değişen ve aktığı zeminin ve çevresinin de ekosistemini değiştiren, böylece yaşamı çeşitli yönlerden etkileyip, biyolojik çeşitliliği  destekleyen ve nihayet gezegenin canlılığını hem  sağlayan hem devam ettiren bir büyük sistemin ana “eko”destek sistemdir.

‘GÜNEŞİN BOŞA DOĞMAMASI GİBİ SU DA BOŞA AKMAZ’

Anlaşılacağı üzere akarsu “boşa” akan bir su değildir. Aksine, “akarsu” akmadığında boşa harcanmış olur.  Tıpkı yaşamın var olabilmesi için güneşin her gün boşa doğmaması gibi, tıpkı rüzgarın boşa esmemesi gibi, tıpkı arıların boşa uçmaması gibi, akarsu da boşa akmaz. Akarsular; bir büyük yaşamsal sistem içinde var olması gerektiği için vardır. İster teolojik yönden bakılsın, ister bilimsel yönden, “akarsu” akması gerektiği için akar, varlığı ile yaşamı var eder. Akarsular bu yönü ile yaşamın enerjisidir. Tıpkı damalarımızdaki kanın hücrelerimizi, organlarımızı, bedenimizi beslemesi gibi, akarsular da daha büyük bir sistem içinde mikro organizmaları, organizmaları, biyolojik çeşitliliği ve neticede doğal yaşamı destekler ve besler.

YAŞAM ENERJİSİ YERİNE ELEKTRİK ENERJİSİSİNİ TERCİH ETMEK

Enerjinin insan ihtiyaçları açısından en çok kullanıldığı türü elektrik enerjisi olduğundan ve enerji de insan kullanımına uygun olarak doğada hazır olmadığından elde edilmesi maliyet gerektirmektedir. Talep nedeni ile de sürekli birim fiyatı da arttığından ekonomik anlayış içinde değerli bir üründür. Enerjiye(üretim birimine) sahip olan açısından iyi bir getirisi vardır. Bu sebeple de akarsuyun hidroelektrik santralin su iletim hattına alınacak  debiyi  oluşturan her bir litre su, bir hidroelektrik santral için o kadar fazla elektrik enerjisi üretme anlamına gelir. Bu sonuç nedeni ile “mühendislik”; bir hidroelektrik santral planlarken en çok elektrik enerjisini üretebileceği debiyi  akarsudan almayı planlar.  Akarsudan alınan su ve planlanan düşü yüksekliğine  bağlı olarak; hidroelektrik santral o kadar çok enerji üretir, o kadar çok karlı olur, o kadar çok verimli olur. Fakat diğer tarafta akarsuyun doğal yatağında akışı azalır hatta durur ve ekosistem içindeki işlevi ortadan kalkar. Akarsuya bağlı ve etkileşim içinde olduğu ekosistem yıkılır, akarsuyun var ettiği biyolojik çeşitlilik zarar görür, azalırken suya bağlı tarımsal faaliyetler de kaçınılmaz olarak zarar görür. Başka bir şekilde anlatırsak; doğal yaşam ve doğal koşulların oluşturduğu geleneksel insan yaşamı suyun yatağından alınması ile zarar görür. Bir başka anlatımla yaşamın enerjisi ve yaşam yerine elektrik enerjisi tercih yapılmış olur. Doğal ortamında yaşamı var eden enerji, elektrik enerjisine çevrilerek doğal ortamından çok uzaklara taşınıp, başka bir yaşam biçiminin hizmetine sunulur.

Nehir tipi hidroelektrik santrallerin sahadaki uygulama yöntemi üzerinden hidroelektrik santrallerin ekolojik etkilerini açıklamaya çalışırsak, öncelikle ifade etmemiz gereken ilk husus; ülkemizde akarsulara sadece “hidrolojik kapasiteleri”  yönü ile bakılmakta olduğudur.

KAYNAĞINDAN DENİZE KADAR AKARSULARA HES TRAVMASI

DSİ’nin uzun ve köklü geçmişi ile akarsulara sadece hidrolojik yönden bakılmış, geçmişten bu yana akarsuların “hidrolojik enerji kapasitesi” ne değer atfedilmiş ve  bu anlayışın bir tezahürü ile de akarsular üzerinde; kaynağa yakın kotlarından başlayıp, hidrolojik enerji kapasitesinin tükendiği denize kadar birbirini takip edecek  şekilde  onlarca hidroelektrik santralleri planlanmıştır. En üst kotta yer alan hidroelektrik santralin su iletim yapısına giren su;  santral yapısında türbinlendikten sonra kuyruk suyu kanalı ile hemen altındaki bir başka firmaya ait hidroelektrik santralin su iletim yapısına girmekte  ve bu  şekilde su, bir hidroelektrik santralden diğerine yönlendirilerek akarsuyun yatağından akışı sonlanmaktadır. Böylece ilk ve en travmatik etki; akarsu yatağının en az  yüzde 90’nın kuruması sonucu suyun toprakla,  toprağın su ile karşılıklı ilişkisinin kesilmesi ile meydana  gelmektedir.

YÜZDE 10’LUK CAN SUYU TARTIŞMASIYÜZDE 10’LUK CAN SUYU TARTIŞMASI

2006 yılında Elektrik Piyasasında Üretim Faaliyetinde Bulunmak Üzere Su Kullanım Hakkı Anlaşması  imzalanmasına İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğe; “doğal hayatın devamı için mansaba bırakılacak su miktarı projeye esas alınan son on yıllık ortalama akımın en az yüzde 10’u olacaktır. ÇED sürecinde ekolojik ihtiyaçlar göz önüne alındığında bu miktarın yeterli olmayacağının belirlenmesi durumunda miktar artırılabilecektir. Belirlenen bu miktara mansaptaki diğer teessüs etmiş su hakları ayrıca ilave edilecek ve kesin proje çalışmaları belirlenen toplam bu miktar dikkate alınarak yapılacaktır. Nehirde son on yıllık ortalama akımın yüzde 10’undan daha az akım olması halinde suyun tamamı doğal hayatın devamı için mansaba bırakılacaktır” hükmü eklenmiştir.

Görüleceği üzere yönetmelik uzun yıllar ortalama akımın en az yüzde 10’nun ekolojik ihtiyaç debisi olarak belirlemiş iken uygulamada kaynağından denize kadar akarsuyun her bir kotuna özel sektör tarafından hes inşa edilmek istenmesi sonrasında; hidroelektrik santralin gerek rantabilitesinin zorunlu kılması, gerek yatırımcısının daha çok gelir elde etme arzusu ve ısrarı, gerekse de sulardan sorumlu DSİ’nin akarsuya ekolojik değil, hidrolojik enerji kapasitesi yönü ile bakması neticesinde; regülatör yapılarından mansap yönünde doğal yaşamın devamı için bırakılması önerilen sözde ekolojik ihtiyaç debisi; ( Can suyu olarak tabir edilmektedir)  sanki yönetmelik düzenlemesi  “yüzde 10 düzeyinden daha fazla olmayacaktır” şeklinde bir düzenleme getirmiş gibi,  genellikle akarsuyun  yıllık ortalama debisinin yüzde 10 civarı olarak belirlenmektedir.

YÖNETMELİK ÖNCESİ CAN SUYUNDA BİLİMSEL DAYANAK YOK

Dünya Biyosfer Rezerv Alanı olan Maçahel’de bile planlanan hidroelektrik santrallerinde durum böyledir. Yönetmelik değişikliği öncesi yapılan Su Kullanım Anlaşmalarında ise durum çok daha vahimdir. Bir örnek vermek gerekirse İkizdere’de bir projede yıllık ortalama debisi 25,44 m3/sn olan İyidere için, can suyu oranı ortalama 250lt/sn olarak belirlenmiştir. Açılan dava sonrası can suyu oranı  yüzde 1 düzeyinden, yüzde 10 düzeyine ancak çıkartılabilmiştir. Yönetmelik değişikliği öncesi hazırlanmış tüm projelerde can suyu oranları  birbirinin benzeri şekilde; her hangi bir belirleyici kıstas, bilimsel dayanak olmadan belirlenmiştir. Kaldı ki yönetmelikte yer verilen yüzde 10 oranının da her hangi bir bilimsel dayanağı yoktur. Dünya ölçeğinde hidrobiyologların yaptıkları çalışmalarla akarsuyun hangi miktar debi ile ekosistemini iyi bir şekilde devam ettirebileceğine dair yaklaşık 200 metot geliştirilmiştir. Hiç bir metotta yıllık ortalama debinin yüzde 10’u kadar bir oran önerilmediği gibi, yüzde 10 oranı debi ile akarsu ekosisteminin devam edemeyeceği kabul edilmiştir. Genel kabul ekosistemin devamı için akarsuyun yıllık ortalama debisinin en az yüzde 40’ı kadar bir debinin akarsu yatağına bırakılması gerektiği şeklindedir.

TÜRKİYE’NİN HES GERÇEĞİ

Ülkemiz uygulamasına baktığımızda, akarsuyun yıllık  ortalama debisinin  yüzde 90’nın akarsu üzerine kurulan regülatör yardımı ile su iletim yapılarına alınması sonucu;

• Akarsuda besin taşınımı azalmakta ya da durmaktadır.

• Mansap tarafına bırakılan “Can Suyu”nun yatağına oranla debisi minimum %90 oranında azaldığından, suyun akış hızı da düşmekte, su geniş yatağa yayılmakta neticede bir akışı varsa bile,  debisi düşen akarsu ısınmakta, ısı; akarsuyun doğal ısı değerlerinin üstüne çıkmaktadır.  Akarsudaki en küçük ısı değişimlerine bile duyarlı olan türler için koşullar, daha da olumsuz ya da zorlayıcı hale gelmektedir. Doğal debisinin yüzde 90 düzeyindeki miktarı su iletim hatlarına yönlendirilmiş akarsu; daha çok küçük göletler şeklinde basamak basamak yatağa yayıldığından, hem akarsuyun devamlılığı kesilmekte, hem çağlayarak akış durduğundan, akarsu  zengin oksijenli yapısını yitirmektedir.

• Yıllık ortalama debinin  yüzde 90 kadarı akarsu yatağından akmadığından, geri kalan su ise genellikle yatağın en derin noktasından büyük kayalar ve taşların arasından aktığından balıkların üreme alanı olan akarsu kıyıları ve göller su altında kalamamakta, balıkların doğal üreme alanları ortadan kalkmaktadır.

• Planlanan hidroelektrik santral, tüm yaşamın suya bağlı devam ettiği yörelerimizde ( Doğu Karadeniz hariç tüm Anadolu’da tarımsal faaliyet suya bağlı devam etmektedir.) suyun yüzde 90’nı alması ile büyük bir sorun oluşturmaktadır.

• Gözlemlediğimiz heslerde; tarımsal sulama suyu ya bırakılmamakta, ya da son derece yetersiz bırakılmaktadır. Sera ortamında tarım yapıldığı gibi  hesap yapılmaktadır.

• Tüm su hakları akarsuyun ortalama debisi üzerinden hesaplandığından; akarsuyun debi değerlerini daha düşük gösterme eğilimi gözlenmekte; böylece hem tarımsal sulama ihtiyacı, hem can suyu  için gerekli su az hesaplanmaktadır.

• Proje alanlarında ideal sulama sistemi ve ideal tarımsal arazi mevcutmuş gibi değerlendirme yapılması  da tarımsal su ihtiyacını az göstermede bir yöntem olarak kullanılmaktadır. Kurulan Regülatörlerle akarsuyun akışı kesildiğinden; 

• Tatlı su ekosistemine dahil sucul yaşam, akarsuyun taşkın dönemine,  suyun ısınıp soğumasına, besin çeşitliliğine ve üreme dönemlerine göre akarsu boyunca aşağı yukarı göç etmekte olduğundan, regülatörler göçü engellemektedir.

• Göçün devamı için tasarlanan balık geçitlerinin işlevsel olup olmadığı yönünde her hangi bir çalışma bulunmamaktadır. Gözlemlerimiz, pek çok projede balık geçitlerinin akarsu ile bağlantısının dahi kesik olduğunu göstermiştir.

• Mevsimsel taşkın dönemlerinde taşkın akış regülatörler vasıtası ile kesildiğinden, akarsu yatağını temizleyememekte, kıyılardan başlayan yosunlaşma suyun kalitesini bozmakta ve neticede suyun PH değerleri değişime uğramaktadır.

• Akarsu, regülatör sonrası yaz kış aynı debi ile yada birbirine çok yakın debilerle en az 49 yıl boyunca akışını sürdüreceğinden yatağını temizleyemez duruma da gelmekte, dik yamaçlardan gelen taş, toprak ve kayaların yatağı zamanla doldurması kaçınılmaz hale gelmektedir.

• Akarsuyun taşıdığı doğal sedimantasyon ise hidroelektrik Regülatör yapısına bitişik olarak inşa edilen santralin kum çakıl geçitlerinde tutularak çökeltilmektedir. Sedimantasyon taşınımının durması;  hem besin açısından hem de ekosistemin devamlılığı açısından diğer bir olumsuz durum yaratmaktadır.

• Regülatör gerisinde biriken sedimantasyon zaman zaman kapaklar açılarak mansap yönüne atılmakta ise de mansap yönünde yeterli taşıma kapasitesine sahip bir akış olmadığından regülatörün gerisinde biriken sedimantasyon bu sefer regülatörün hemen alt kısmında birikmektedir. Birikinti maddeleri ise balık geçitlerinin mansap yönünde akarsu ile bağlantısını kesmektedir.

• Yamaçlardan akarsuya katılan küçük yan derelere karışan biyolojik atıklar, akarsuyun ana gövdesi üzerinde taşınamadan kalmakta, akarsu yatağının bir kanalizasyon atığı haline gelmesine neden olunmakta netice dere yataklarının koku yaymasına kokmasına neden olunmaktadır.

• Regülatör nedeni ile akarsuyun sediman taşınımı durmakta, akarsu boyunca ve akarsuyun denize  yakın bölümlerinde oluşan deltalar ve bu alanların oluşturduğu sulak alanlar büyük zarar görmektedir.

• Sediman ve besin taşınımı durduğundan; diğer yandan suyun kalitesi de değiştiğinden deniz ekosistemi açısından da akarsu ağızları değerini yitirmektedir. Su iletim yapıları inşa edilirken;

• Yamaçlarda büyük inşaat çalışmaları sonrası doğal peyzaj bütünlük bozulmaktadır.

• Yamaçlarda çıkan hafriyatlar, genellikle oldukları  yere depolanmakta, zamanla akışa geçerek yamaç boyunca orman ekosistemi hafriyat altında kalmaktadır.

• Eğimi yüzde 70-80 kimi yerlerde yüzde 90’na ulaşan arazide yapılan çalışmalar en iyi çalışma yöntemlerinde bile şevlerden aşağı hafriyat akıntısını engelleyememektedir.

• Yamaçlarda kalan hafriyat nedeni ile her yağışta heyelan, erezyon olmakta; dere yatağına çamur akışına neden olunmaktadır.

• Akarsuyun oluşturduğu yamaçlar aynı zamanda doğal vahşi yaşamın da yaşam alanlarını parçalamakta, yaban hayatın yaşam alanları su yapıları nedeni ile bölünmektedir. Yaban yaşamın suya erişiminde güçlükler ortaya çıkmaktadır. Hidroelektrik santral inşası için geniş ormanlık alanlar yatırımcılara tahsis edilmektedir.

• Ormanlık alanlarda yol çalışmaları, elektrik iletim hatları,su yapısı inşaatları nedeni ile milyonlarca ağaç kesilmekte yada hafriyat altında kalmaktadır.

• Vadi boyunca hesler peşi sıra devam ettiğinden tüm vadi boyunca ormanlar zarar görmektedir.

• Ormanların zarar görmesi havzanın su üretim olanaklarını ortadan kaldırmaktadır.

• Vadinin su döngüsü bozulmaktadır. Su yapıları inşa edilirken geniş alanlarda kamulaştırmalar yapılması sonucu:

• Özellikle Doğu Karadeniz’de coğrafi nedenlerle tarım arazileri daha çok akarsu yatakları boyunca uzandığından, tüm bu alanların geniş çaplı kamulaştırılması söz konusu olmaktadır.

• Köy yaşamının tarıma bağlı olarak devam etmesi nedeni ile arazilerin kamulaştırılması köylülerin ekonomik olarak vadide yaşamlarını sürdürmelerini zora sokmaktadır. Karadeniz’den göç heslerin vadileri parçalaması, tarım arazilerini kamulaştırması ve geniş çaplı yıkım nedeni ile yaşam alanı kalmadığından yeniden tetiklenmiştir.

• Kamulaştırmalar diğer yandan inşa edilmekte olan yüksek gerilim hatları ile de devam etmektedir.

• Kamulaştırmalarda genel olarak taşınmazların m2 değeri 3-5 lira civarında tespit edilmekte olup, arazisi kamulaştırılan köylü başka bir geçim yolu bulmak için adeta kendi ülkesinde mülteci durumuna düşmektedir. Hesler ülkenin enerji ihtiyacı ileri sürülerek inşa edilmektedir. Bu doğru değildir.

• Ülkenin mevcut elektik üretim kurulu gücü 76 milyar Kw saat düzeyinde, tüketimi ise 40 milyar Kw saat civarındadır.  (Megawatt cinsinden,54400 MW toplam kurulu güç, 37000 MW toplam tüketim)

• Şirketler elektrik enerjisi ticareti yaparak yurt dışına enerji satışı yapmaktadırlar. Gürcistan,Irak,Suriye,Yunanistan’a elektrik satışı yapılmaktadır.

• Konu enerji ihtiyacı değil, enerji ticaretidir. Bu ticaret doğrudan enerji satışı, karbon kredisi satışı, ucuz krediler yolu ile kaynak yaratarak dolaylı yoldan sürmektedir. Hesler yolu ile su kaynakları özelleştirilmektedir.

• Dünya Bankası’nın yönlendirmesi ile tüm dünyada su  kaynaklarının özelleştirilmesi teşvik edilmekte, devletlere tavsiyelerde bulunulmakta hatta su kaynaklarının özelleştirilmesi dayatılmaktadır.

• Dünya bankasına göre su kıt ve değerli bir kaynak olarak ancak ekonomik bir değer ifade ettiğinde korunabilir.

• Dünya Bankası, dünyanın hemen her ülkesinde bulunan küresel şirketlere su özelleştirmeleri için kredi verip, ülkeden ülkeye su özelleştirmeleri için lobi faaliyetinde bulunmalarını istemektedir.

• Ülkemizde su özelleştirmeleri ise, sözde akarsuyun belli kotlarının kullanım hakkı devir edilerek, kontürlü su sayaç sistemleri, tarımsal sulama birlikleri gibi bir adım ötesinde özel sektöre devredilecek bir yol ve yöntemlerle gerçekleştirilmektedir.

• Akarsularda  şimdilik mülkiyet hakkının devri söz konusu değilse de 49+49 yıllık kullanım hakkı devri mülkiyet hakkının bahşettiği hemen her hakkı sağlamaktadır. Suyun kullanım hakkını alan firma, bir  kül olarak bu haklarını başka bir firmaya da devredebilmekte, neticede bu yolla da ticarete konu edilmektedir. Suyun kullanım hakkının bu şekilde devrinin özelleştirme uygulamasından fiilen her hangi bir farkı yoktur.

• Neticede suların ticari bir meta haline gelmesi sağlanmış olmaktadır.

• Gelecekte artan ihtiyaçlar karşısında su hakkı üzerinden suya ihtiyacı olanlar arasında çatışmalar beklendiğinden bu günden suyun kullanım hakları devredilerek yeni bir hukukun alt yapısı oluşturulmaktadır. Gelecek nesiller suyun kamuya ait olduğu algısından yoksun yetişmiş olacaktır.

Hazırlayan: Yusuf Yavuz

Yorumlar

hatice diyor ki: (11 Nisan 2014)

size ulaşmam lazım bu heslerle ilğili bizimde bir problemimiz var

Yorum yaz...