Kentsel Dönüşüm Yasası Gerçek İhtiyaca Uygun mu?

Gülçin Kocabuğa

Kamuoyunda 'Kentsel Dönüşüm Yasası' olarak bilinen Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun, geçtiğimiz günlerde yürürlüğe girdi. Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, "Hiçbir vatandaş mağdur edilmeyecek, kimseye de rant sağlanmayacak" mesajını verdi. Genel Kurul tarafından kabul edilen yasada hedeflenen, afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi. 

Yasaya göre, riskli yapıların tespiti, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanacak yönetmelik doğrultusunda yapılacak. Bu tespitlere karşı ev sahipleri, 15 gün içerisinde itiraz edebilecek. Riskli yapıların yıktırılmasında öncelikli olarak malikler ile anlaşma yoluna gidilmesi esas olacak. Anlaşma ile tahliye edilen yapıların sahiplerine kira yardımı yapılabilecek. Riskli bulunan yapıların  yıktırılması için 60 günden az olmamak üzere süre verilecek. Gecekondu 

sahibine, konut ya da arsa tahsis edilene veya nakit ödeme yapılana kadar  gecekondusu yıktırılamayacak. Güçlendirilebileceği teknik olarak belirlenen yapılar için de dönüşüm projeleri özel hesabından "güçlendirme kredisi" verilebilecek. Yasada, afet riski altında bulunan alanların dönüştürülmesinin, oldukça fazla kamulaştırma ve yıktırma işlemini ve buna bağlı ihtilafları gündeme getireceğinden, mahkemelerde görev yapacak bilirkişilerin sayısının artırılmasını öngören değişiklikler de bulunuyor. 

Yasada yer alan “Şehrin içindeki veya yakın çevresindeki ormanlık alanlar, afetler öncesinde piknik alanı ve mesire yeri, afetler sonrasında da barınma yeri olarak kullanılabilecek” ifadesi, dikkat çekici ifadeler arasında yer alıyor. 

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi ise yasanın kabul edilmesini yazılı bir metinle eleştirdi. Onlarca sivil toplum örgütünün altına imza attığı “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’a Yönelik Ortak Deklerasyon” da, yasanın kamuoyunda yansıtıldığı gibi olmadığını, ülkenin gerçek ihtiyacı olan kentlerin afetlere karşı duyarlı sakınım içerikli planlanmasını, denetimsiz ve mühendislik hizmeti almamış yapılaşmanın engellenmesini sağlayacak bir düzenleme olmaktan uzak olduğu belirtildi. Açıklamada, “Karşımızdaki yasa artık bir yol ayrımıdır. Ülkemizde kentleşme konusunda izlenen "ikiyüzlü" politikalar, bir yandan riskli yapı ilan edilen yapıların yıkıldığı, diğer yandan yeni riskli yapıların üretiminin sürdüğü, afet riski gerekçe gösterilerek tüm kentlerimizin bir getirim aktarım alanı haline dönüştürüldüğü bir gerçekliğe doğru yol almaktadır. Biz birlikte oluşturduğumuz ve ortak kullanıcısı olduğumuz şehirlerimizde bizlere “insanca yaşama hakkı” tanımayacak boyutlarda, özellikle inşaat sektörünün gelişmesini amaç edinerek hazırlanan bu yasa ve uygulamalarına karşı çıkıyor ve meşruiyetini sorguluyoruz. Yasa ile birlikte, kamunun elinde kalan son araziler, orman, tarım, mera, kıyı ve koruma alanlarının dahi elden çıkarılması söz konusudur. Çıkarılan yasada şehirlerimizin son derece önemli bir sorunu olan “afet”e yönelik neredeyse hiçbir şey yer almaz iken; keyfi uygulamaların önünü açan, insanların hak arama yönündeki hukuki kanallarını tamamen ortadan kaldıran birtakım hükümler de yer almıştır.” ifadeleri yer aldı.

Hafızalarımıza ilk defa “Sulukule” ile kazınan “Kentsel Dönüşüm” hakkındaki görüşlerin farklılığı, Kentsel Dönüşüm’üm “aslında ne?” olduğu sorusunu doğuruyor.

DÜNYADA VE TÜRKİYE'DE KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN TARİHİ
Kentsel dönüşüm çalışmaları Batıda İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hız kazanmış. Avrupa’da savaşta yıkılan şehirlerin yeniden düzenlenmesi, hasar gören binaların restore edilmesi amacıyla yaygınlaşmış. Uygulamaya konulan sosyal refah devleti politikaları doğrultusunda, yıkılan şehirlerin yeniden inşasında hükümetlere ve yerel yönetimlere sorumluluklar yüklenmiş. Yıkılan şehirlerin rehabilitasyonu, çöküntü alanlarının yenilenmesi programları da aynı çerçevede hükümetlerce sübvanse edilmiş. 

Avrupa’nın kentsel yenilemenin/dönüşümün ortaya çıkışı ve gelişiminde önemli katkıları olduğu biliniyor. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde yakılıp yıkılmış kentlerin yenilenmesi, tahrip olmuş zengin kültür mirasının onarılması, ekonomik çöküntüye uğramış alanların yeni fonksiyonlarla canlandırılması zorunluluğu, kentsel yenileme kavramının önemini ortaya koymuş ve böylece konu ilgili çevrelerde etraflıca tartışılmaya başlanmış. 

Kentsel dönüşümün Amerika Birleşik Devletleri’ndeki uygulanma biçimi ise, sonuçları bakımından Türkiye’deki ile benzerlik gösteriyor.  1949-1962 tarihleri arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde Büyük bir kentsel yenileme izlenmiş. Ancak bu faaliyetin, bugün anladığımız anlamıyla, çağdaş bir yenileme anlayışıyla gerçekleştirildiğini söylemek oldukça güç. Buldozerlerle eski yerleşme dokularının dümdüz edilip yerine modern yerleşmeler kurulması anlayışıyla sürdürülen bu eylemlerin sonucunda, 1963 tarihine kadar elli binden faza düşük gelirli aile yerlerinden, işlerinden ve mülklerinden yoksun kalmış ve hükümetçe parasal yardım da alamamışlar. Avrupa ülkelerinde kentsel dönüşüm faaliyetleri daha çok ekonomik ömrünü tüketmiş çöküntü alanlarında uygulanırken, Türkiye’de kentsel dönüşüm faaliyetlerinin en önemli ayağını gecekondu dönüşümü oluşturuyor.

KENTSEL DÖNÜŞÜM KAVRAMİ VE TEMEL TARTIŞMALAR
Kentsel dönüşüm, her ülkede, her şehirde, her bölgede farklı uygulamalar gerektirdiğinden, anlam olarak da değişkenlik gösteriyor. Ancak genel olarak bu kavram “Zamanla niteliğini kaybeden, fiziksel ve çevresel yönlerden bozulmuş ve köhneleşmiş, sosyal ve ekonomik açıdan dışlanmışlıkla karşı karşıya olan kentsel alanların belli sosyal ve ekonomik programlarla yenilenerek / dönüştürülerek kente kazandırılması” olarak tanımlanıyor. Kentsel dönüşüm kavramının İngilizce literatürde “urban renewal” olarak kullanılması, bu kavramın Türkiye’deki çeşitli metinlerde “kentsel dönüşüm/yenileme” olarak da anılmasına neden oluyor. 

KENTSEL DÖNÜŞÜME TÜRKİYE'DEN SULUKULE ÖRNEĞİ

Kentsel Dönüşüm kavramı deyince ise akıllara öncelikli olarak Sulukule örneği ve orada yaşanan hak ihlallerinin gelmesi, bu kavrama sıcak bakılabilmesini güçleştiriyor.  Sulukule Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında bölgedeki Romanların kendi kültürlerini rahatça yaşayabildiği mahallerin yıkılması ve bölgeden tasfiyeleri, Sulukule’nin yerleşimcileri için dönüştürücü değil, yok edici özellikler taşıdı. Bu projeyle Sulukule semti, zamanın sosyal ve ekonomik koşullarına göre yenilenmeyip, kendi tarihi ve kültüründen koparılarak başka bir “şey”e dönüştürüldü.  

Aynı durum, Tarihi Tarlabaşı Semti’nde de yaşanıyor. Projenin Tarlabaşı’nı, “Semt sakinleri için ‘Yenilenmiş’ bir Tarlabaşı” olarak değil, “İstanbul’un Champ Elysess’si” olarak lanse etmesinden de anlaşılıyor. 

Sulukue, Tarlabaşı, Balat, Fikirtepe… Kentsel dönüşüm faaliyetlerinin en önemli ayağını gecekondu bölgelerinin oluşturması, burada gerçekleşecek olan dönüşümün sadece fiziki değil, kültürel de olabileceğini ifade ediyor. Tarlabaşı Yenileme Projesi’nin resmi internet sitesinde yer alan  “Kentin bu tarihi bölgesine, konusunda uzman mimarların hem korumacı hem modern yaklaşımlarıyla hakkettiği değeri getirirken, yapıları tarihsel özelliklerini koruyarak, onların kullanıcılarını da, çağdaş konut yerleşimlerinin gereği olan yeşil ve güneşle buluşturmaktadır” ifadelerini okurken “Onların kullanıcıları” nın artık “Kim?” olacağını tahmin etmek hiç de zor olmuyor. 

Sulukule’deki kentsel dönüşümün Romanlar’a sunduğu “alternatif” yerleşim yeri Taşoluk’taki toplu konutların, ekonomik ve sosyolojik olarak Romanlar’a uygun olmadığı, Tarlabaşı sakinlerinden ise şu ana kadar 60 kişiye 31.625 TL taşınma ve 67 kişiye aylık 41.803 TL kira yardımı yapıldığı bilgisi, “Kentsel Dönüşüm” adının “ mağduriyet”  ile birlikte anılmasına neden oluyor.  

Asıl adı “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi” olan Kentsel Dönüşüm Yasası’nın yürürlüğe girdiği şu günlerde,yasanın gerçekten de afet riski taşıyan yapı ve yerleşimleri toplumun barınma hakkını ihlal etmeden, insanları mağdur etmeden, kentin kültürel ve tarihi dokusuna zarar vermeden “dönüştürmesini” ummaktan başka çaremiz yok gibi görünüyor…

Yorum yaz...